Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
Halkın Cumhurbaşkanı
ÇALDILAR

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR…

0 5.828

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR…

2010’lu yılların başıydı yanılmıyorsam, donanma kenti Gölcük’te sıradan, sakin, sisli puslu bir ilkbahar sabahında oltacı dükkanı bakıyorum…

Bazen büyük şehirlerde bulunmayan işe yarar basit bir ürün küçük yerlerde çıkabiliyor karşınıza.
Ulu Önder Atatürk’ün naaşını Sarayburnu’ndan Kocaeli petrol iskelesine nakleden efsanevi Drednot Yavuz Zırhlısı’nın pirinç pervanesinin sokak başını tuttuğu anayoldan sahile kadar uzanan Donanma Caddesi’nde sağa sola bakarak yürürken, üç beş dükkandan ibaret küçük bir pasajın caddeye bakan köşesinde kendi halinde bir fotoğrafçı dükkanının vitrinindeki büyütülmüş vesikalık fotoğraf dikkatimi çekti.
Denizci üniformalı genç bir bahriye subayının görselleştirildiği, sararmamış lakin solgun, o günün imkanlarıyla olsa gerek, ince bir rötuş görmüş, oymalı ağaç kalın çerçeve içinde, epeyce eski görüntülenmesine rağmen iyi korunmuş,1953 tarihli fotoğrafa takıldım kaldım.

Merak işte !

Şeytan dürttü derler ya, sormakla sormamak arasında gidip gelirken, karşılaşabileceğim olası bir tepkiyi de peşinen kabullenerek kararttım gözümü daldım dükkandan içeri…
70-80 yaş aralığında tahmin ettiğim bir amca gazetesini okuyor, görmüş geçirmiş bir ihtiyar gibi geldi bana, rahatladım biraz, yanılmamışım buyur etti, amca beni içeriye…

–“Eğer mümkünse bir şey öğrenmek istiyorum.

Vitrinde bir fotoğraf gördüm, kimdir fotograftaki bahriyeli ? Tanıdık mı ?
Bir yakınınız mı ?
Varmı bir hatırası ?”
Gazetesini katladı, kenara koydu, hafifçe tebessüm ederek şaşkın bir edayla başını kaldırdı.
Kalın çerçeveli gözlüklerinin üzerinden bakarken gözlerinin nemlendiğini hissetmedim desem yalan olur.
Pişman oldum sorduğuma ama yapacak bir şey yok, çıktı ağızdan, sormuş bulundum bir kere.

–“Niye merak ettin ? dedi.
–“Merak işte amca” dedim.

Anlam veremediğim bir güç çekti beni.
İstemiyorsan seni üzecekse anlatma” dedim.

–“Otur dedi, tabure uzattı, vaktin varsa anlatayım, anlatayım da hayretler içinde bıraktın beni be evlat.

Bu fotoğraf neredeyse benimle yaşıt ve bugüne kadar da senden başka hiç kimse merak edip sormadı hikayesini.”
Diyafon’dan çay ocağına seslendi ;

–“Oğlum bize iki çay gönder,” dedi.
–“Benimki mümkünse ıhlamur olsun amca” dedim.

Derin bir iç çekişten sonra başladı anlatmaya biraz da titrek ses tonuyla;

–“Atalarımız Kafkasya’dan göç etmişler buralara.

Tatarköy’e yerleşmişiz şimdiki ismi İhsaniye’dir.
Aslen Çerkes’iz…
Ben o zamanlar küçüğüm, Gölcük’teki tek fotografçı dükkanı bizimdi o tarihte.
Okul ziliyle beraber öğleden sonraları babama yardım ediyorum, getir götür işleri işte…
Dün gibi gözümün önünde, bir gün sırmaları pırıl pırıl apoletleriyle üzerinde Denizci Üniformali bir bahriye subayı geldi dükkana.
Fotoğraf çektirmek istediğini söyledi, heyecan içindeydi, acelesi vardı.
Babam;

–“Ne bu telaş kumandan nereye yetişeceksin ? diye sorduğunda.
–“Bir kaç saat içinde tatbikat icin palamar çözeceğiz,

Yeni mezunum, bu da ilk görevim acelem ondandır” dedi.
Bir kaç poz fotoğrafını çektik, ödemesini yaptı.

–“Üç gün sonra dönüyorum, döndükten sonra alırım” dedi.

Ve çıktı gitti, bir daha hiç gelmedi o bahriyeli…
Her gün sorar dururdu babam;

–“Geldi mi ? diye.

Ama ne gelen vardı ne giden, biz fotoğrafı büyütüp vitrine koyduk.
Belki unutmuştur dükkanın önünden geçerse hatırlar diye düşündük…
Hep vitrindeydi, hiç kaldırmadık…
Epeyce bir zaman geçti, günlerden bir gün dükkan kapısının önünde biri içeri eğilerek;

–“Fotoğraftaki subay aileden mi ? diye sordu.
–“Değil” diye yanıtladı babam.

Bir süre önce çektirdi, üç gün sonra gelip alacaktı hayli zaman oldu almadı.
Tanıdıksa siz verirmisiniz?” diyecek oldu.

–“Hiç gelmeyecek” cevabını alınca kısa bir şaşkınlık yaşadık babamla.

Göz göze geldik , akabinde aydınlığa kavuştu alınmayan fotoğrafin sırrı.
İşte o zaman öğrendik ki bu genç deniz subayı TCG DUMLUPINAR DENİZALTI’sinda
şehit olan stajyer subay Güverte Teğmen BÜLENT ORKUNT’muş soran da sınıf arkadaşı imiş…
Bizim için değeri daha da arttı, daha bir anlam kazandı sahibini bulmayan o fotoğraf…
İşte o gün bu gündür bu dükkanın esas sahibi bu solgun fotoğraftır…
Bizim bir parçamızdır, dükkanın koruyucu azizi gibidir, herşey değişir, o fotoğraf daima aynı yerinde durur.
Çok gelip gittiler fotoğraf için doğrusunu istersen, donanmaya vermek gelmedi içimizden.
Bir baskısını sınıf arkadaşı eliyle ailesine ulaştırdık, daha ne kadar yaşarım bu işi yaparim bilmiyorum lakin nefes aldığım sürece bu fotoğraf benim diğer yarımdır…
Bende derin iz birakan çocukluğumun trajedisidir diyerek tamamladı anlatmasını.
Soğumaya yüz tutmuş çayından bir yudum aldı, ayağa kalktı döndü arkasını, sol eliyle gözlüğünü kaldırdı alnına dayadı, sağ elinin tersiyle yanaklarından süzülen iki damla gözyaşını silerek sözde saklamaya çalıştı hüznünü benden ama nafile ben çoktan funda etmiştim sol yanımdaki iskele demirini…

01 Nisan 1953 günü saat 16.00 ‘ da Gölcük Ana Deniz Üs Komutanlığı’ndan Komodor Forsunu çekip avara olurken, içlerinden sadece beşinin geri dönebileceğini akıllarına bile getirmemişlerdi…

TCG DUMLUPINAR denizaltı gemisi, 71 yıl önce 4 Nisan 1953 günü Çanakkale Boğazı’nda satıhta çarpışma sonucu batmıştır.

VATAN SAĞOLSUN

diyerek 81 denizcimiz, metanetle kocaman yürekleriyle veda ettiler.
Dillerinde Ege’nin o güzel türküsüyle “Ah bir ataş ver cigaramı yakayım…”
Ebedi seyirlerinizde; pruvanız neta , rotanızda selamet olsun.
Cennet rüzgarları kolayınıza gelsin…

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR…

 

Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

0 0 votes
YAZI PUANI
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x