Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
1 MAYIS

ULUDERE’ DE TELEVİZYONUN SESSİZ YILLARI

0 5.873

ULUDERE’ DE TELEVİZYONUN SESSİZ YILLARI

1970’lerin sonları.. Dünya renkli görüntülerin büyüsüne kapılmış televizyon gibi sihirli bir cihazı evlerinin baş köşesine yerleştirirken, Türkiye’ de ve Uludere’ de tek kanaldan verilen siyah beyaz görüntüler, akşamların tek manzarasıydı. O dönemde Halk arasında ” resimli radyo” diye anılan bu cihazların ışıkları, sınırlı sayıdaki bazı evlerin penceresinden taşlı,topraklı yollara sızabilirdi.O da şanslıysa…
Ülkemizin geçmiş televizyon yayıncılığı,hep bir sonraki istasyona varmak üzereyken raydan çıkan gecikmiş bir tren gibiydi.Bu konuda 1952′ de İTÜ’ de atılan ilk adımların üzerinden çeyrek asır geçip 1978′ e gelindiğinde hâlâ Uludere’ de bulanık bir görüntü ve sık sık kaybolan bir yayını sürdüren tek kanal vardı.O yıllarda Uludere’ nin dağlarına düşen sinyal, daha çok sınırın ötesinden, yani Irak’tan geliyordu.Teknolojik ve ekonomik olarak gelişmemiş dedikleri Irak’ ta renkli televizyon izlenirken, bizde sadece siyah – beyaz bir karartı,aralıklarla gelen bir görüntü ve çoğu zaman kaybolan bir umut izlenebiliyordu.
Fiyatı, dönemine göre yüksek olduğu için her evde televizyon yoktu.Bazı yakın komşular veya yakın akraba aileler,günün belli saatlerinde bir araya gelir o puslu ekrana bakarlardı. Var olan bir kaç kahvehaneden sadece kaymakamlık yönünden aşağıya doğru akan derenin üzerinde inşa edilen, betonarme tek katlı kahvehanede, televizyon yayını izlenmekteydi.Okul mesaisi sonrası evine gidip yemeğini yiyen bir çok öğretmen,o günkü haber bültenini veya kendilerince uygun bir programı buraya gelip izlerlerdi.Kahvehanede ,sigara dumanının sisine karışan haber sesleri,okey taşlarına ait tıkırtının eklenmesiyle birlikte yankılanırdı. Öğretmenler,memurlar,gençler ve yaşlılar… Hep birlikte o küçük ekranın başında bir nebze dünyaya açılmanın peşindeydiler.
Ne var ki,ne ekran netti ne de yaşam kolaydı. Kahvehanede ki sert plastik sandalyeler de saatlerce oturup, kalça kemiği ağrıyan, aralıklarla garsonun getirdiği bayat çayı yudumlayan öğretmen, Tv programı bitince,sokak lambasının olmadığı,mevsimine göre taşlık ve çamurlu bir uzun yolu katederek evine ulaşırdı.Öğretmenin yürüyüş esnasında gecenin karanlığına karışan yalnızlığı, taşlı yollar kadar ağırdı.Evinde ise onu bekleyen başka bir yük olurdu: yarınki ders hazırlığı.
O günlerde 37 ekran televizyonu olan birkaç şanslı öğretmen ise farklı bir çileyle boğuşurdu.Damda,çatıda ya da balkonda,eski tip uzun anteni bir sağa bir sola çevirerek daha net bir görüntü yakalamaya çalışırlardı.Bu zahmete katlanmak
istemeyen bekâr öğretmenler ise genellikle,” Zaten yakın bir tarihte evlenirim,devamında da eş durumundan tayin olur giderim.” diyerek televizyon almaz,kahvede televizyon izlemeye razı olurlardı.
Ancak bu yoksunluğun ortasında Emin Özgün diye çalışkan biri vardı. İlçede Sıtma Savaşla Mücadele Memurluğu yapan Emin Özgün, aynı zamanda televizyon arızalarından, teknik işlerden anlayan ve daha önce Irak’ta ikamet etmiş, Türkçenin,Kürtçenin yanında İngilizce ve Arapça bilen donanımlı bir vatandaştı.Özgün,ilçede TRT yayınının izlenmesi için büyük çaba gösterirdi. Dönemin ilçe belediyesi de değerli bu çabaya, küçük de olsa destek olurdu.Bu konuda çarpıcı olan ve fedakarlığın sınırlarını zorlayan , Uludere Lisesi’nde Tarih Öğretmeni olarak görev yapan arkadaşımız Hüsamettin Edge , günün birinde Özgün’e yardımcı olmak için, kendisine ait 37 ekran televizyonu sırtlayıp ,İrak’ a ait dağların göründüğü dağın tepesine kan,ter içerisinde çıkarmıştı.Dağın ardına gizlenen sinyali yakalamak için büyük bir uğraşla çıkılan zirvede, bir yayın değil,aslında bir hayal aranmaktaydı.Ulaşılabilir bir Türkiye hayali.
Oysa aynı tarihlerde dünya , çoktan televizyonla değişmeye başlamıştı. Kültür,sanat,eğitim,haber…Her biri ekranın içinde halka halka yayılırken, Uludere ve benzeri yerleşim yerleri ,hâlâ bu halkaların dışında bırakılıyordu.Gecikmş yatırımlar, siyasi hesaplar,plansızlık… Hepsi birleşip bir ekranı ve gerçekleri halktan esirgedi. TRT, halkın vergisiyle büyüyüp, yayınını sürdüren bir kurumken,zamanla siyasi iktidarların güdümünde tek sesli bir yayın kurumuna dönüştü. Ve Uludere,gerçek seslere ve doğrulara ulaşamadı.
Günümüzde, onlarca ulusal , yüzlerce yerel TV kanalı, dijital platform,renkli yayınlar ve sınırsız içerik var.Ama bir ilçenin geçmişte hem ekonomik hem de kültürel açıdan kısıtlı olan dünyası unutulmamalı. Çünkü o dünya, yalnızca teknolojik geri kalmışlığın değil,aynı zamanda kültürel yalnızlığın da adıdır. Uludere’ de yıllar yılı gerçek anlamda televizyon izlenemedi.Bunun için bahaneler çoktu.Coğrafya, sınır,Kader, yoksulluk…Ama asıl neden, halkın gerçek bilgilere,bilinçlenmeye,habere ve sanata ulaşmasının öncelik sayılmamasıydı.
Bugün geçmişe dönüp baktığımızda,bir televizyonun olmadığı bir evi değil,sesini kaybetmiş bir toplumun çabasını görüyoruz. Belki de asıl yayın o dağın zirvesinde sırtlanan umuttu.

 

 

 

Hasan Aydın
8.07.2025

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x