Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
Halkın Cumhurbaşkanı
ÇALDILAR

NEY ÇALINMAZ…NEY ÜFLENİR…

0 5.754

NEY ÇALINMAZ…NEY ÜFLENİR…

Üniversite öğrencisiyken, salt bir rastlantı sonucıu onu tanıdım.
Yağmurlu bir kış günü, her zaman olduğu gibi, Eminefendi’ye gidemeyeceğim için, Şehzadebaşı’nda öğleyin sandviçlerimi yiyebilecek bir kahvehane arıyordum.
Bir de baktım, “Yavrunun Çayhanesi” adını taşıyan, içine ancak üç dört masa sığabilecek küçücük bir yer.
Gençliğimde bile sayısı azalan, artık tümüyle yok olan gerçek bir çayhaneydi bu.
Kahve, gazoz filan değil, ancak çay içebilirdiniz orada.
Çayı da çok güzeldi…
Yaşlı başlı sahibine neden “Yavru” denildiğini hiçbir zaman öğrenemediğim çayhaneye oturduktan birkaç dakika sonra,
içeriye bir ihtiyar girdi.
Hem meteliksiz olduğu, hem de kılık kıyafetine metelik vermediği, her halinden belliydi.
Sırtında eski bir mintan, bunun üstünde bir çeşit hırka; başına şimdiki dincilerinkine hiç benzemeyen acayip bir takke geçirmişti.
Elinde, kılıfa geçirilmiş sopaya benzeyen bir şey tutuyordu.
Onu;
tanıdığım sırada sadece altmış yaşlarındaydı.
Ama ancak yüz yaşında bir adamda görülebilecek kırışıklar vardı yüzünde ve bu kırışıklar akIım alamayacağı kadar ilginç çizgiler oluşturuyordu.
Daha kim olduğunu bilmediğim, ama gözümü yüzünden ayıramadığım adam, çayhane sahibine bir şey anlatıyordu.
Anlattığı, basitin basiti bir durumdu…
Sabahleyin, kömür sobası tütmüş, odaya duman dolmuş, sobayı bir türlü yakamamış.
Gelgelelim, kısık sesiyle bunu öyle bir biçimde anlatıyordu ki, bu sıradan aksilik bir Sophokles tragedyasına dönüşüyor, onu dinlerken gözyaşlarımı zor tutuyordum.

Adam bana baktı; bir süre sustu…

Sonra kılıcını kınından çekercesine, neyini kılıfından çekti.
İşte o zaman anladım onun Neyzen Tevfik olduğunu.
İnanılmaz güzellikte bir müzik yayıldı Yavrunun küçücük çayhanesine.
Radyoda ney dinlemiştim ara sıra, ama onun neyinden çıkan ses bambaşkaydı.

Neyzen;neyini kılıfına koyarken, benim dilim tutulmuştu, büyülenmiştim sanki.

Sonunda, kekeleyerek;

–“Kimin parçası bu?” diye sorabildim.
–“Bir ere âşık olup, Kanuni Sultan Süleyman’ın ordusunun peşinden Viyana kapılarına kadar giden ve orada ölen bir kadının” dedi Neyzen.

Hoşuma gideceğini bildiğinden, bu trajik öyküyü hemen o sırada uydurmuştu.
Viyana kapılarına kadar giden kadının değil, Neyzen’in çoğu parçalan gibi bu da kendi doğaçlaması olduğunu daha sonraları anladım.
Çünkü Neyzen, genellikle başkalarının müziğini değil, ancak kendi müziğini üflerdi neyine.
Neyzen’i tanıdıktan sonra, Yavrunun Çayhanesine dadandım.
Öğleyin arkadaşlarımla birlikte Eminefendi kahvesine ya da başka bir yere gideceğime, onları atlatır, doğru oraya koşardım.
Neyzen bazen gelir, bazen gelmez, bazen konuşur, bazen susar, bazen de ney üflerdi.
Arkadaşlarım, benim Şehzadeba-şı’nın bir varoşunda (buna Fransızca olarak “les bas-fonds de Şehzadebaşı” diyorlardı) herkesten gizlenmesi gereken tehlikeli bir aşk serüveni yaşadığım kanısına varmışlar; bu sırrı çözebilmek için, beni izlemeye karar vermişler.

Bir öğle vakti, Yavrunun Çayhanesine girer girmez, kızların ikisi peşimden oraya daldılar.
Bizim çok alafranga Fransız Edebiyatı bölümünün en alafranga iki kızıydı bunlar.
Onların hemen arkasından Neyzen gelince, fena halde telaşlandım.
Neyzen çok alıngan, müthiş öfkelenen, öfkelenince de çok kırıcı olabilen bir insandı.
Arkadaşlarım onu kızdıracak bir şey söyleyecekler diye ödüm kopuyordu.
Nitekim korktuğum oldu.
Neyzen Tevfik diye bir fenomenden hiç haberleri olmadığından, ona kim olduğunu sordular.

“Neyzen” sözcüğünün ne anlama geldiğini öğrenince de;

–“Bize ney çal öyleyse” dediler.

Neyzen’in onların canına okuyacağını sanıp, fenalıklar geçirdim.
Oysa büyük bir sükûnet içinde;

–“Ney çalınmaz, ney üflenir” dedi.

Sonra neyini kılıfından çıkardı, üflemeye başladı.
Ben büyülenmiş dinlerken, arkamdan hafif hıçkırık seslerinin geldiğinin farkına vardım.
Böyle bir müziği ömürlerinde ilk kez duyan,
İki alafranga kız, biribirlerine sarılmış, hıçkırarak ağlıyorlardı…

Mina URGAN (Bir Dinozorun Anıları)
Anısına Saygıyla

Mina URGAN
01.05.1915, İstanbul 15.06.2000, İstanbul
Türk İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog ve çevirmen.
İngiliz edebiyatının en önemli eserlerini Türk edebiyatına kazandırdı.

Thomas Malory,
Henry Fielding,
Aldous Huxley,
Graham Greene,William Golding,
John Galsworthy
Shakespeare’in

Eserlerini çevirmenin yanı sıra yazdığı, “Bir Dinozorun Anıları” ve “Bir Dinozorun Gezileri” isimli iki kitabıyla da okuyucudan büyük ilgi gördü.
Urgan, “Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar” adlı çalışmasıyla doçent ve 1960’ta profesör oldu.
Aynı yıl, Türkiye İşçi Partisi’ne girdi ve İngiliz edebiyatı profesörü olarak sürdürdüğü öğretim üyeliğinden 1977 yılında emekli oldu.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin kurucu üyeliğini yaptı.
15 Haziran 2000 günü, 85 yaşında öldü.
Çalıştığı İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü onun anısına her yıl bir öykü yarışması düzenlemektedir.
Bir Dinozorun Anıları;
Mina Urgan’ın ölmeden 3 yıl önce 1997 yılında kaleme aldığı, hayatını ve anılarını anlattığı yapıtıdır.

Yazar kitabında hayatında önemli yeri olan;

Ahmet Haşim,
Yahya Kemal,
Falih Rıfkı Atay,
Behice Boran,
Nâzım Hikmet,
Abidin Dino,
Neyzen Tevfik,

vb. kişilere yer vererek hayatından kesitler sunar.

 

 

Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

0 0 votes
YAZI PUANI
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x