AKRAN ZORBALIĞI
— “Baba… başka bir okulda okuyabilir miyim?”
— “Bir şey mi oldu?” dedim.
— “Hayır.”
— “Arkadaşın var mı?”
— “Bilmiyorum.”
— “Sana kötü davranan, var mı?”
Sessizlik…
*
O gece uyuyamadım…
Ertesi gün okula gittim.
Müdürle konuşmadan önce gözümle görmek istedim.
Koridorda durup teneffüsü bekledim.
Oğlum, duvarın dibinde, elinde termosu, gözleri yerde duruyordu…
Dışlanmanın görünmezliği, yüzüne çökmüş…
Üç çocuk, geçerken biri omuz attı.
Diğeri, çantasını çekip yere attı.
Başka biri telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti;
— “Tipe bak !” deyip kahkaha attılar.
Oğlum hiçbir şey demedi.
Sadece dudaklarını büzdü.
Sanki;
— “Acı beden” donmuştu.
Acı beden dediğimiz şey, kemik kırılması gibi değildir.
Yıllarca taşınır…
Gülüşe gömülür…
Sessizce büyür…
Kişilik denen yere sızar…
Ama beni en çok ezen, bu sahne değildi.
Ben uzakta olduğum için yetişene kadar gittiler.
Bir öğretmen o sırada yanlarındaydı geçti.
Bakışlarıyla her şeyi gördü.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.
O an şunu anladım…
Çocuklar acı verebilir, ama yetişkinler sessiz kaldığında;
Acı kurumsallaşır…
Müdürle konuştum, durumu anlattım;
🔸Defter saklama,
🔸Lakap takma,
🔸İtme,
🔸Fotoğrafla alay etme.
Müdür rahat bir sesle;
–” Merak etmeyin, onlar biraz sorunlu çocuklar.
Ailede, şiddet görmüşler.
Aileleri de belalı tipler.
Durumu “idare” ediyoruz.”
İşte o cümle;
— “Biz hiçbir şey yapmayacağız.”
O akşam oğlum, yine alçak bir sesle;
— “Düşündün mü?” dedi.
— “Evet. O okula geri dönmek zorunda değilsin,” dedim.
Gözlerine baktım…
Omuzlarından, kocaman bir yük düştü…
Çantasını kenara koydu, derin bir nefes aldı.
Sessizce ağladı…
O an anladım;
Bazı çocuklar güçlü görünür, çünkü kırıldıkları yer görünmesin diye.
Yeni bir okula başladı…
Daha büyük değil, daha modern değil…
Sadece, daha insani bir yere.
İnsanların gözünün, içine baktığı bir yere.
Adıyla seslendiği bir yere.
Gülüşünün savunma değil, gülüş olduğu bir yere…
Artık koridor gördüğünde gerilmediğini fark ettim.
Yürürken, omuzlarını toplamıyor.
Gözleri yerde değil…
İnsan, sözel şiddeti hafife alır.
Ama zorbalık, çocuğun bedenine değil, kimliğine saldırır.
O yüzden;
Etkisi uzun sürer, kimi zaman bir ömür…
Birkaç hafta sonra, akşam yemeğinde sordu;
— “Baba, ben neden kavga etmedim?”
Göz hizasına indim.
— “Oğlum, bazı insanlar başkalarını ezince güçlü sanır kendini.
Ama unutma, korkaklar saldırır;
Güçlüler, kendini kontrol eder.”
–Baba bizim oturduğumuz sitede de zorbalar var.
Buradan, taşınmak istemiyorum evimi seviyorum.
Omuzuna dokundum;
— “Zorbalıkla savaşmanın üç yolu vardır.
💨”Korktuğunu gösterme.” Zorba korkuyu koklar…
💨”Net konuş.” Bağırmadan;
— “Bu hoşuma gitmiyor.”
💨”Tanığın olsun…”
–“Beni itme” de.
Bu seni, zayıf değil, akıllı yapar.”
Oğlum yavaşça gülümsedi:
— “Yani iyi kalmak zayıflık değil?”
— “Hayır oğlum.
İyi kalmak cesaret ister.
Ve çoğu insan cesur değildir.”
Bugün oğlum mutlu…
Arkadaş, ortamına karışabiliyor.
Adıyla çağrılıyor.
Gözlerine bakılıyor.
Ben hâlâ o koridorları düşünüyorum.
Acı beden;
Bir yara değil, Bir kayıt…
Beynin,
Bedenin,
Sinir sisteminin,
“artık güvende değilim” diye yazdığı uzun vadeli bir hafıza…
Bir çocuk;
Hevesinden, okul değiştirmek istemez.
Kaçacak, yeri kalmadığında ister.
Güvende, hissetmediğinde ister.
Ve bir gün, çocuğunuz neredeyse fısıldayarak:
— “Baba… Ben burada iyi değilim,” dediğinde,
Bu cümle, sadece bir talep değil, çocuğun çaresiz yardım çağrısıdır.
Bazı çocuklar suçlu değil;
İhmal edilmiş, bir travmanın taşıyıcısıdır.
Ama, bazı yetişkinler “kördür.”

S O N U Ç
Nice öğretmen vardır ki, zorbalıkla gece gündüz mücadele eder, çocuğun sesini duymak için çaba gösterir.
Nice veli vardır ki, empati kurar;
Kendi çocuğuna, “güvenli davranmayı” öğretir.
Nice çocuk vardır ki, evde şiddet gördüğü için, o dili okula taşır.
Yumruğu değil;
Aslında, çaresizliği konuşur.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu iyi sistem, en savunmasız çocuğu koruyamadığında;
Travma, istatistik olmaktan çıkıp, “acı bedene” dönüşüyor.
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

