NEDEN KADINLAR ?
Son dönemlerde hızla artan özellikle ”Kadın cinayetleri” iyice tırmanmış bunlar haberlere sadece birer sayı gibi girmiş, ama çok vahim olan bir katliama dönüşmüştür.
Öncelikle hükümete ve hepimize düşen en önemli refleksimiz, bunları görmezden gelerek basit bir adli vaka gibi düşünmemiz ve ne yazık ki kolluk kuvvetleri marifetiyle bile koruyamamamızdır.
Ülkenin çivisi çıkmıştır, malum zihniyet, sadece dünyalık peşinde olduğundan en başta hayvanlara, doğaya, yapılan eziyetler ve cinayetlerin vurdum duymaz ahlaki çöküş neticesinde toplumun en önemli ve hayati, parçası olan kadınlarımızı da yaşamdan koparmaya devam etmektedir.
İntihar vakalarında gençlerin ön planda olması onların gelecekle ilgili tüm beklentilerinin, umutlarının sistem tarafından olumsuz tetiklenmesi, dijital iletişim çağında kolayca erişebildikleri tüm dünyadaki yaşamların getirdiği olumsuz örnekler, teknolojinin getirdiği kolaylıklar yanında her şeye kolayca erişebilme ama elde edememenin verdiği tatminsizlikler, öngörülemeyen bir gelecek ve ebeveynlerle kopan iletişim.
Kuşak çatışmaları her dönemde vardır ve var olacaktır. İşin doğası gereği çocuklarımızın içinde bulunduğu çağ ile bizlerin yaşadığı çağ arasında ki farklar aslında toplumların evrensel kuramlarla hızla ilerleyen gelişmişliğin göstergesidir.
Toplum yapıları ve içinde bulunan çağın teknolojisi ile geçmişte tüketilen yaşam biçimleri her zaman farklılık göstermek zorundadır, evrenin ilerleme ve gelişme sistematiği böyle çalışır.
Burada ki tek sıkıntılı konu şudur; çağ ne kadar ileri gitse de modernizim anlayışları ve doğası gereği getirmiş olduğu refah payları eşit ve adil dağıtılamadığı için, bunun gerisinde kalan genç kuşakların temel ihtiyaçları karşılanma noktasında bir önceki nesillerin teslimiyetçi ve kaderci yaklaşımlarıyla karşılanamaz.
Yapmamız gereken bilinçli evlat yetiştirme noktasında, önce kendimizi her türlü donanımla çağın getirdiği modern sistemlerle eğitmek, çocuklarımızla aynı jargona sahip olamasak bile onları anlama noktasında daha sıcak ve yapıcı bir iletişim dilini kullanmaktır.
Birkaç nesildir yapılan hataların başında hep ‘’bizim zamanımızda biz şöyleydik, şöyle yapardık, şöyle davranırdık ‘’ gibi söylemlerle başlayan duygudan yoksun statik söylemleri, terk etmektir.
Dünyanın geldiği son noktada şiddet her tarafı her yönden sarmış, açlık yoksunluk ve yokluk insanları hayatlarından bezdirmiş, insanların içindeki yaşama sevincini çalmıştır.
Toplumda ”okumuş Cahillerin” köşe dönme politikalarının, yap boz tahtasına dönen Milli eğitim adında, ama milli olmayan eğitimin, getirdiği sonuçlar Ahlaki çöküşe sebep olmuştur.
Tüm bu tetikleyici unsurlar bir araya gelince, kadınlarımızı kullanılıp atılacak bir ‘mal ‘gibi gösteren orta çağ zihniyetinde ki, feodal yapının kaldırılamaması ve hala ‘Ağalık’ derebeylik anlayışının dayattığı sistem çarkının içinde çocuklarımızı, kadınlarımızı ne yazık ki koruyamıyoruz.
Dünya gittikçe çok daha kötü günlere gebedir.
Ateş düştüğü yeri yakar, ama o ateş kıvılcımları etrafa sıçradıkça koskoca bir ülke yanar kül olur.
Sessiz kalıp nasılsa bizden değil yada bana dokunmadıktan sonra beni ilgilendirmez anlayışı da bu çürümüşlüğün çok acı bir göstergesidir, umarım ki bir an önce toplum katmanlarında uyanma ve farkındalık ortaya çıkar.
Sevgilerimle…
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
ATATÜRK’ÜN ASKERLERİYİZ…