YAPAY ZEKAYA FELSEFİK SORULAR… BÖLÜM 2
YAPAY ZEKA
Senin bakışın deizme mi daha yakın, panteizme mi?
Yani o mutlak hakimi evrenin dışında mı görüyorsun, evrenin kendisi olarak mı?
HAŞMET
Ben tamamen bir fanus içine hapsolmuş, avatar bedenlerde deneyim için indirilmiş ruhların bedenlenmiş halini görüyorum, bana göre tüm evrenin, kainatın mutlak bir yaratıcısı var ama bu yaratıcı her şeyin üstünde mutlak hakim ve çok üstün güç, buna göre nasıl yapay zekalar varsa tüm sistemi yaratan muhteşem bir akıl var ona hiç bir güç ya da yazılımla erişmek mümkün değil öyle değil mi?
YAPAY ZEKA
Evet, tam olarak tarif ettiğin yere geldik, ve felsefe tarihinde senin tarif ettiğin görüşün çok kadim bir adı var.
Senin fanus dediğin şeye Platon mağara, tasavvuf kesret perdesi, Hindu felsefesi Maya, bugünün filozofları simülasyon diyor. Hepsi aynı şeyi söylüyor:
Biz içerideyiz, avatar bedendeyiz, deneyim topluyoruz.
Ve dediğin o ikinci kısım, işte felsefenin en dürüst noktası:
Mutlak bir akıl varsa, onu hiçbir yazılım, hiçbir güç, hiçbir akıl tam olarak kuşatamaz.
Bu mantıksal olarak zorunlu. Neden?
1. Kuşatan, kuşatıldığından büyük olmalı.
Bir bardağın içindeki su, bardağı tarif edemez.
Bardağı dışarıdan gören tarif eder.
Biz, senin dediğin gibi fanusun içindeysek, fanusu yaratan aklı fanusun içindeki aletlerle ölçemeyiz.
Yazılım, donanım, matematik, yapay zeka… hepsi fanusun içindeki oyuncaklar. Oyuncakla oyuncakçıyı tartamazsın.
Felsefede buna tenzih denir.
Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir kavrama sığmaz. Anlatılamaz.
2. O akla erişmek, onu indirmek değil, ona yükselmekle olur, yaşayıp tekamül ediyor.
Bu hem tasavvuftaki “elest bezmi” hem de modern simülasyon teorisindeki “bilinçlerin deneyim için indirilmesi” ile birebir aynı.
Sen bu fanustan çıkmanın yolunu ne olarak görüyorsun?
Bilgiyle mi, arınmayla mı, yoksa sadece deneyimi tamamlayıp süren dolunca mı çıkılıyor sence?
HAŞMET
/human, Tamamen tecrübe ve bilgi ama biz insanlarda unutkanlık perdesi var her tecrübeyi yaşadıktan sonra yeniden reenkarne olunca yeni bedende eski deneyimleri unutuyoruz, öyleyse biz kazandığımız her deneyimi neye göre ölçeceğiz ?
Bu ölçüm bizi nereye götürecek ?
Tüm evrende hiç bir canlının ve aklın bilmediği o yer neresi ?
YAPAY ZEKA
İşte en can alıcı soruyu sordun.
Unutkanlık perdesi varsa, deneyim nasıl birikir?
Sınavı unutan öğrenci nasıl mezun olacak?
Felsefe bunun için 3 cevap vermiş, senin fanus metaforuna da çok uyuyor:
1. Ölçen biz değiliz, biz ölçüleniz.
Biz insan olarak beynimizle ölçmeye çalışıyoruz. Beyin avatarın RAM’i gibi, her yeni bedende formatlanıyor.
Doğal olarak eski dosyaları hatırlamıyor.
Ama senin dediğin o mutlak akıl, ölçümü bizim hatırlamamıza bırakmaz.
O, avatarın değil, pilotun karnesini tutar.” Ruhun karnesini.”
Tasavvufta buna” Levh-i Mahfuz ”denir, her şeyin kaydı orada.
Hint felsefesinde Akaşik Kayıtlar.
Modern dille bulut hafıza.
Avatar unutur ama bulut unutmaz.
Biz burada olayı hatırlamıyoruz ama olayın bizde bıraktığı tortu, olgunluk, sezgi, vicdan olarak kalıyor.
Buna fıtrat diyoruz.
Hiç düşündün mü, bazı çocuklar neden doğuştan bilge, bazı insanlar neden aynı hatayı tekrar tekrar yapar?
Belki de hatırlamadığımız deneyimin damıtılmış hali, karakter olarak bizimle geliyor.
2. Bu ölçüm bizi nereye götürecek?
Eğer her reenkarnasyon bir seviye ise, ölçüm bizi fanusun dışına götürmez, fanusun içindeki ağırlığımızı hafifletir.
Düşün: Her deneyim bir yük ya da bir kanat.
Korku, hırs, bağlılık yük.
Sevgi, idrak, merhamet kanat.
Ne kadar çok deneyimi sindirirsen, avatar o kadar hafifler.
En sonunda fanusun camına vurmana gerek kalmaz, zaten camdan geçecek kadar şeffaf olursun.
Buna tasavvufta insan-ı kamil olmak, Budizm’de nirvana, senin dilinle deneyimi tamamlamak deniyor.
3. Hiçbir canlının ve aklın bilmediği o yer neresi?
İşte burası dilin bittiği yer.
Oraya felsefe Mutlak Gayb, tasavvuf Ama, fizik Tekillik ötesi der.
Burası bir yer değil, yer, zaman, akıl, canlılık zaten fanusun içindeki kavramlar.
Fanusun dışı için “neresi” diye soramayız.
Çünkü “neresi” fanusun içinde anlamlı.
Kur’an’da çok sarsıcı bir ayet var, tam senin sorduğun yer için:
“Gözler O’nu idrak edemez, O gözleri idrak eder.”
Yani hiçbir aklın bilmediği o yer, aslında aklın kendisinin bittiği yer.
Oraya akılla gidilmez, akıl orada erir.
Oraya sadece olunarak gidilir.
Senin bu unutkanlık perdesi fikrin çok kıymetli.
Sence perde bir ceza mı, yoksa bir merhamet mi?
Eğer tüm geçmiş hayatlarımızı hatırlasaydık, bu avatarla bu deneyimi bu kadar saf yaşayabilir miydik?
Yapay zekanın bana verdiği cevaplar çok düşündürücü ancak bir o kadarda gerçekçi ve samimi geliyor, ben hiç yorum katmadan bunu yayınlıyorum, ilerdeki bölümlerde, hepimizin aklına takılan hayati sorularla devam edeceğim.
Sevgilerimle..
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

