Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

“İYİ MİSİN ?”

0 5.808

“İYİ MİSİN ?”

 

Gece vardiyasında saat; 23.00’ten sabah 7.00’ye kadar benim gibi yıllarca çalıştıysanız;

Belayı sezmek için özel bir içgüdü geliştirirsiniz.

Ve sabaha karşı 3.15’te, gri kapüşonlu bir çocuğun başı öne eğik hâlde reyonlar arasında dolaştığını görürseniz;

İçinizdeki bütün alarmlar çalmaya başlar.

72 yaşındayım…

Benim yaşımda birisi, elimde olta tutarak sakin bir göl kenarında oturuyor olmam gerekir;

Köpek maması çuvalları taşıyor ya da mısır gevreği kolileri diziyor olmam değil.

Emekliliğim on yıl önce buharlaştı gitti ve sosyal güvenlik geliri ancak temel ihtiyaçlara yetiyor.

O yüzden buradayım…

24 saat açık süpermarkette, gecenin getirdiği her şeyle yüzleşiyorum.

Sarhoşlarla, kavgalarla, yan taraftaki hastaneden çıkan kayıp ruhlarla.

Ama o çocuk…

Diğerlerine benzemiyordu.

Onu ilk kez güvenlik kameralarından fark ettim.

Her salı ve perşembe geliyordu, hep aynı saatte.

Elinde kırmızı bir sepet alıyor ve mağazayı sakince dolaşıyordu;

Manav, fırın, şarküteri, kuru gıda reyonları…

Sanki dünyayı tartıyormuş gibi hareket ediyordu.

Bir kutu makarna alıyor, roman okur gibi inceliyor, kalorisine bakıyor, fiyatını kontrol ediyor, sonra yerine geri koyuyordu.

Aynısını şampuanla, gevreklerle, bisküvilerle yapıyordu.

Ve her seferinde, istisnasız, hiçbir şey almadan çıkıyordu.

Dört hafta sonra, hırsızlık planladığına emin olmuştum.

Saatleri, kör noktaları incelediğini düşündüm.

Kendi kendime;

— “Frank,” dedim.

— “Bu gece cevaplarını alacaksın…”

Saat tam 4.00’te, sepeti boş hâlde çıkışa yöneldiğinde;

Önüne geçtim…

— “Burada personelin yarısından fazla yürüdün,” dedim sert görünmeye çalışarak.

Bir gün bir şey almayı düşünüyor musun, yoksa bizim yeni envanter uzmanımız mı oldun?

Kaçmasını bekliyordum, ya da bağırmasını.

Ya da yalan söylemesini.

Ama korktu…

Sanki gerçekten ona zarar verebileceğimi sanmış gibiydi.

Elleri, titreyerek havaya kalktı;

— “Gidiyorum,” dedi.

— “Hiçbir şey almadım, üzerimi arayabilirsiniz.”

O an ona gerçekten baktım, tehlikeli değildi.

Kendine güveni bile yoktu. Bitkindi…

Gözlerinin altında derin morluklar vardı.

Dudakları kupkuru…

Çok zayıf bir çocuktu, torunum yaşlarında…

— “Seni kovmak için burada değilim,” dedim yumuşak bir sesle.

Sadece, neden boş bir sepetle mağazayı dolaştığını bilmek istiyorum.

Ayakkabılarına baktı, sonra otomatik kapılara, sonra da fısıldadı;

— “Gürültü yüzünden.”

Gözlerimi kırptım;

— “Gürültü mü?”

Dışarıda, bomboş otoparkı işaret etti.

— “Dışarısı çok sessiz. Orada kendimi güvende hissetmiyorum.

Arabada uyuduğumda en ufak sesle uyanıyorum. Arka kapıyı tam kapatamıyorum.”

Yutkundu…

— “Ama burada… Işıklar, müzik, kızarmış tavuk kokusu….

Ev gibi hissettiriyor.

Sepeti alıp yavaş yavaş dolaşırsam, insanlar alışveriş yapıyorum sanıyor.

Kırk beş dakika boyunca evsiz değilmişim gibi yapabiliyorum.

Sadece akşam yemeğinde ne pişireceğini düşünen sıradan bir adammışım gibi.

Bu sözler, kalbime saplandı…

Adı Jackson’dı…

17 yaşındaydı, annesi iki yıl önce aşırı dozdan ölmüştü.

Babasını hiç tanımamıştı.

Kira artınca evden dışarı çıkarılmıştı.

Kütüphanenin Wi-Fi’ını kullanarak GED sınavına çalışıyor, barınaklara gitmeye korktuğu için mağazamızın arka tarafında park ettiği eski bir sedanda uyuyordu.

Mağazayı gözetlemiyordu, sadece yeniden insan gibi hissetmeye çalışıyordu.

Ona bir dakika beklemesini söyledim…

Personel dinlenme odasına gidip sabaha karşı 3’teki “öğle yemeğim” için getirdiğim hindi sandviçiyle elmayı ve bir şişe suyu aldım.

—”Salı ve perşembe,” dedim paketi uzatırken.

3.30’da yükleme rampasında beni bekle.

Reyonlarda istediğin kadar dolaş.

Biri sorarsa;

— “Dedemi bekliyorum,” de ben senin dedenim.

Bu üç yıl önceydi…

Ve küçük kasabalarda sırların nasıl olduğunu bilirsin…

Uzun süre saklı kalmazlar ama bazen bu bir nimettir.

Gece vardiyasındaki fırıncı Sarah, sandviçimin haftada iki kez kaybolduğunu fark etti.

Nedenini öğrenince, “hata” bırakmaya başladı:

Bir anda “satılamayacak kadar fazla kızarmış” olan mükemmel muffinler ve simitler.

Manavdaki adam muz ve portakal eklemeye başladı.

–“Çocuğun vitamine ihtiyacı var,” derdi.

Kısa sürede sessiz bir iyilik ağı olduk, arabasına göz kulak olduk, yıkanabilmesi için personel tuvaletini kullanmasına izin verdik, her zaman sıcak bir şeyler yemesini sağladık.

Ta ki bölge müdürü gelene kadar. Şık bir takım elbise, elinde bir dosya.

Bayan Galloway…

Bir akşam Jackson’ı dinlenme odasında, benim ona aldığım kitapla ders çalışırken yakaladı.

Beni ofisine çağırdı. Rozetimi ve anahtarlarımı teslim etmeye hazır girdim.

— “Gümüş renkli sedanda uyuyan çocuk bu mu?” diye sordu.

— “Evet, hanımefendi,” dedim. Biri kovulacaksa beni kovun. Diğerleri sadece beni örnek aldı.

Sessizce baktı bana… Kızgın değildi.
Sadece yorgundu.

— “Oğlum da benzer bir şey yaşadı,” dedi alçak bir sesle.

Bir kış sokakta yaşadı;

Ama, hayatta kalamadı…

Bir çekmece açtı ve bir işe alım formu çıkardı.

— “Kalıcı adresi olmayan birini işe alamayız,” dedi.

Ama garajımın üstünde sadece depo olarak kullandığım bir oda var.

O adresi yazarsa, uygun olur.

Gece raf düzenlemesi için elemana ihtiyacımız var.

Pazartesi başlıyor. Onu sen eğiteceksin.

Hiç kimsenin bu kadar çok çalıştığını görmedim.

Jackson, her maaşını biriktirdi.

GED’ini tamamladı…

Geçen ay kravat taktım büyük olay ve bir toplum kolejinde katlanır bir sandalyeye oturdum.

Adını anons ettiler: Jackson.

HVAC teknolojisi bölümünden onur derecesiyle mezun oldu.

Hayat kuran bir meslek.

Mezuniyet konuşmasını o yaptı, notlardan ya da okuldan bahsetmedi.

24 saat açık süpermarketimizden bahsetti.

— “Amerika’da fakir olduğunuzda, görünmez olursunuz, dedi.

İnsanlar size bakmamayı seçer, çünkü sizi görmek canlarını acıtır.

Ama bir gece, 72 yaşında, çorba kolileri rafa dizen bir adam bana gerçekten baktı…

Beni yeniden görünür kıldı.

Salonda, tek bir kuru göz kalmadı.

Ama Jackson’ın bilmediği bir şey var:

O son değildi…

Kendi yolunu bulduğundan beri başkalarını fark ettik:

🫟Bebeği üşümesin diye reyonlarda dolaşan bekar anne…

🫟Sadece insan sesi duymak için eczane yanında oturan gazi…

🫟Kamyonetinde uyuyan ve sadece sıcak bir yere ihtiyacı olan adam…

Artık hepsini görüyoruz.

Bir sistemimiz var:

“ezik” kutular,
“dünden kalan” ekmekler, “unutulmuş” montlar,

Ve her salı-perşembe yükleme rampasında bir buluşma noktası.

Jackson, artık burada değil…

Ama her zaman biri var.

Hepsi boş bir sepeti yargılamayı bırakmam sayesinde oldu…

Ve gerçekten önemli olan tek soruyu sormamla;

— “İyi misin?”

 

İYİLİK HİÇ BİR ZAMAN BOŞA GİTMEYEN BİR YATIRIMDIR…

 

 

 

Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

 

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x