ADİLE NAŞİT
Tiyatro iyi gidiyordu ama 1917’de evlendiği Leman Hanım’la arası limoniydi.
Akşam Langa’daki eve girerken ayakları geri geri gidiyordu.
Çünkü çocuk istiyordu Naşit Bey ama olmuyordu.
Ha tabii bir de kumpanyadaki Kemani Yorgi Efendi’nin kızı kantocu Amelya Hanım’a kafayı fena halde takmıştı.
Amelya Hanım’ın ardı arkası kesilmeyen talipleri çok canını sıkıyordu.
Bir gece Amelya Hanım’ı istemeye fırıncının oğlunun geleceğini öğrendiğinde ipler koptu.
Leman Hanım’dan ayrıldı ve Amelya Hanım’la evlendi.
Amelya Hanım’la ilk çocukları Selim’den iki sene sonra kızları Adile dünyaya geldi.
Evde herkesin neşesi yerindeydi.
Çocuklar biraz büyüdüğünde fuaye koşuşturma ve oyun alanları oldu.
Adile ve Selim’in favori karakterleri Surpik ve Haçik’ti.
Babalarının bu karakterleri canlandırmasını sahne arkasından yüzlerce kez izlemiş, replikleri ezberlemişlerdi.
Naşit Bey çocuklarının tiyatroya olan ilgisinden hem memnun oluyor hem de endişe duyuyordu.
Çünkü tiyatro oyunculuğu geçinmek için iyi bir meslek değildi.
–“Selim hekim olacak ama bu maskara kız tiyatrocu olacaksa eğitimini görsün” demişti bir keresinde.
Bu söz Selim’i çok yaralamıştı.
Naşit Bey’in işleri çok kötü gidiyordu.
Sağlığı da pek iyi değildi.
Kumpanyayı kapatıp evde oturmaya başladığı bir sırada iki tanıdığı kapısını çaldı ve ona acayip bir teklifte bulundu.
Bir Milli Piyango büfesi açmayı düşünüyorlar, başında da Naşit Bey gibi sevilen bir yüzün durmasını istiyorlardı.
Normalde hemen geri çevireceği bu teklifi kabul etti.
O kadar paraya sıkışıktı ki.
Eve erzak lazım, bir de çocukların okul masrafı…
Fakat bu iş Naşit Bey’in çok gururuna dokundu ve kısa sürede bıraktı.
Tekrar tiyatro yapmaya başladı.
Bir gece bir temsil sırasında kötü giden sağlığı hepten iflas etti.
Sözcükler ağzından garip birer ses yığını olarak çıkıyor, sol tarafı titriyor, oyunun orta yerinde seyirciye boş boş bakmaya başlıyordu.
1942’de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı. 3 ay sonra eve döndüğünde durumunda pek bir değişiklik yoktu.
Fazla sessiz ama bir o kadar da sinirli biri olmuştu.
Adile’nin kedileri Kısmet ve Pamuk’a dayanamıyor, pilavın tuzu fazla olsa kıyameti koparıyordu.
Bir sabah tam Selim ona çorba içiriyorken öldü.
Selim ve Adile’nin tiyatro hayalleri Naşit Bey’in ölümüyle rafa kalkmıştı.
Selim Dolapdere’de bir kaportacıda, Adile ise Kasımpaşa’da bir konfeksiyoncuda çalışmaya başladı.
İkisi de ne kadar sıkılıyordu bu işlerden!..
Adile bir gün Şehir Tiyatroları’nda bir arkadaşını ziyarete gitmişti.
O gün Ferih Egemen’le tanıştı.
Egemen Adile’yi Şehir Tiyatroları kadrosuna aldırdı.
Adile’nin istediği olmuştu ama Selim cephesinde işler karışıktı.
Kaportacı ustası;
— “Oğlum sen bu işten hiç anlamıyorsun, hadi hadi” deyip Selim’i kovdu.
Tam Selim bunu evdekilere nasıl söyleyeceğini düşünürken annesi patlıcan dolması ve topik yapıp lokantalara satmaya başladığını açıkladı o gece.
Neyse ki aç kalmayacaklardı.
Selim’in içi biraz olsun rahatlamıştı.
Selim’in yoğun ısrarları sonunda Amelya Hanım iki çocuğunu alıp Muammer Karaca’nın karşısına dikildi bir sabah;
–“Bu çocuklar tiyatro yapma aşkıyla yanıp tutuşuyor. Yanınıza alın.”
–“Ne demek” dedi Karaca.
–“Babaları Naşit benim eski dostumdu. Onun çocukları benim çocuklarım”.
Adile, Şehir Tiyatrosu’ndaki uyduruk rollerden sonra Karaca’nın yanında gerçekten tiyatro yapmaya başladığını hissediyordu ki bir gün kulise gelen dönemin yıldızlarından Şevkiye May moralini fena bozdu;
–“Ben senin ablan sayılırım Adileciğim. Sana bir nasihat. Bu çarpık bacakların ve bücür boyunla tiyatroda asla başarılı olamazsın. Yol yakınken dön.”
Şevkiye May kısa zaman sonra Adile Naşit’in Fuar Yıldızı oyunundaki muhteşem “Düttürü Leyla” tiplemesini görecek ve ondan bu sözleri için gelip özür dileyecekti…
Adile Naşit, gerçek adıyla Adela Özcan
17.06.1930, İstanbul.
11.12.1987 İstanbul
Türk sinema oyuncusu, tiyatro sanatçısı ve televizyon sunucusu
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…