ZAFER TANRIÇALARI
Antik Ege insanları zaferi bir kadına benzetmişlerdi.
Adını Nike koydular…
Bir tanrıça yarattılar…
Omuzlarına rüzgarı deviren kanatlar taktılar;
Avucuna zeytin dalından örülü bir zafer çelengi verdiler.
Onu ak mermere oydular, tapınak alınlıklarına, kalkan kabartmalarına işlediler.
Çünkü o çağın kadim düşüncesine göre savaş erkeklerin kaba kuvvetiydi.
Fakat zaferin kendisi;
🔸 Bir estetik,
🔸 Bir irade,
🔸 Bir kadındı.
Aradan binlerce yıl geçti…
Tapınaklar yıkıldı, sütunlar devrildi;
Mermerler, zamana yenilip ufalandı.
Olimpos’un, fısıldayan tanrıları sustu.
Ama Nike ölmedi…
Sadece biçim değiştirdi.
Ve bu gece, yeniden boy gösterdi.
Üstelik, Tek bir soğuk yüzü;
Mermerden, bir çehresi yoktu artık…
🧿 “Eda” ‘dı,
🧿 “Vargas” ’tı,
🧿 “Zehra” ’dı,
🧿 “Hande” ‘di,
🧿 “Derya” ‘dı,
🧿 “Elif” ‘ti…
Sahanın içinde kenarında o kırmızı formayı zırh gibi taşıyan bütün kadınlardı.
Antik dünyanın tek bir Zafer Tanrıçası vardı;
Türkiye’nin ise, aynı ruha bölünmüş bir bütünsel iradesi.
İtalya’nın karşısında fileye doğru yürüdüklerinde sırtlarında gözle görülür kanatları yoktu.
Fakat ilk top havalanıp havayı yardığında;
O görünmez kanatlar çırpmaya başladı.
Vargas yükseldi…
Bir an için zamanın ve kütle çekiminin amansız kanunu askıya alındı.
İnsan bedeni, arzın cazibesini bu kadar reddedebilir miydi?
Antik Çağ’ın Phidias gibi master heykeltıraşları görseydi, ellerindeki çekici keskiyi fırlatır, hünerlerinden utanırdı.
Çünkü mermere, kanat oymak zanaattı.
Vargas, ise o kanatları havada, kendi canıyla taşıyordu.
Eda file önünde, kollarını kenetledi…
Bir kaptandan ziyade, geçit vermez bir kentin surlarını koruyan kadim bir muhafız gibiydi.
Zehra sıçradı;
İtalya’nın hücumlarına madde bedenden değil, inançtan bir duvar ördü.
Arkada bir başka, kırmızı formalı kadın;
Parkeye adeta ruhunu serip ölmek üzere olan bir topu yeniden hayata fırlattı.
İşte o an, Mermer büstlerin felsefesi çöktü.
Ve insan şunu idrak etti;
Nike artık, tek bir beden değildi.
Nike;
🔹 Bir kolektif akıl,
🔹 Bir takımdı.
Biri yetişemediğinde diğeri boşluğu kapatıyor…
Biri düştüğünde, diğeri omzunu veriyor…
Biri irtifa kaybettiğinde, bir başkası onun yerine göğe yükseliyordu.
Belki zaferin iki bin yıldır çözülemeyen sırrı buydu;
Tanrıçalar bile, mutlak yalnızlıklarında kazanamazlardı.
Son top havalandığında sahanın öte yanında sadece İtalya yoktu.
Bir tarafta tarihin, Doğu-Batı bagajı…
Diğer tarafta, tırnaklarıyla kazıyarak var olan Türkiye vardı.
Top vuruldu…
Fileyi aştı…
Mühür gibi yere çarptı: 3-2
Ve tarih, o 270 gramlık topun bıraktığı izin tam üstüne silinmez bir not düştü;
TÜRKİYE ŞAMPİYON
Bizim kızlar birbirlerine;
🇹🇷 Koştular.
🇹🇷 Sarıldılar,
🇹🇷 Ağladılar,
🇹🇷 Haykırdılar.
O an, belki farkında değillerdi.
Ama…
İki bin yıllık mitolojiyi baştan yazıyorlardı.
Antik çağın insanları, Nike’yi mermere mahkum, tek bir kanatlı kadın sanmakla yanılmışlardı.
Nike’nin, tek bir çehresi yoktu.
Nike, bazen parkede ter döken, göğsünde ay-yıldız olan, al giyinmiş kadınlardı.
Ve gökyüzüne ulaşmak için kimseden merdiven istemez;
Doğrudan fileden atlayarak Avrupa’nın tepesine tırmanırdı.

ŞAMPİYONUZ FİLENİN SULTANLARI
AVRUPA ŞAMPİYONU
Atatürk’ün kızları tarih yazmaya devam ediyor.
A Milli Kadın Voleybol Takımımız, İtalya’yı 3-2 mağlup ederek Avrupa Şampiyonu oldu.
Tarihimizde ikinci kez bu büyük başarıya ulaştı.
▪️Azminiz,
▪️Mücadeleniz,
▪️İnancınızla,
Hepimize büyük bir gurur yaşattınız.
Sizinle gurur duyuyoruz.
FİLENİN SULTANLARI
İyi ki varsınız kızlar.
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
