Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
1 MAYIS

YARALI COĞRAFYA DA ULUDERE’ NİN SAĞLIK SERÜVENİ

0 5.866

YARALI COĞRAFYA DA ULUDERE’ NİN SAĞLIK SERÜVENİ

 

Bir zamanlar Uludere’ de hasta olmak,yalnızca bedensel bir acıyı değil;devletin sağlık hizmetlerinden mahrum kalmanın,kaderle baş başa bırakılmanın da ta kendisiydi. Dağların,vadilerin arasına sıkışmış olan bu yerleşim yeri, adeta ülke haritasının bir noktasında nefes alıp veriyordu. Ve o nefes, her geçen gün daha da daralıyordu. Çünkü bölgede sağlık adına atılmış adımlar ve hizmetler parmakla sayılacak kadar azdı.
Daha önceleri Hakkari’ye bağlı küçük bir sınır ilçesi olan Uludere merkezde, 1979-1985 yılları arasında 1 sağlık ocağı vardı. Bu sağlık ocağında 2 doktor,1 hemşire,2 ebe,1 sağlık memuru,1 mutemet ve 1 şoför olmak üzere 8 personel görev yapmaktaydı.Sıtma Savaş Memurları; Ömer Altürk,Ömer Ataman,Hançer Ürek, Sıddık Yaman ve Emin Özgün’dü.
Bütün bir ilçenin hastalığı,sancısı,doğumu,yarası ve pansumanı bu tek yapının duvarları arasına sığdırılmaya çalışılırdı. Buradaki sağlık personelinin sayısı, ilçe nüfusuna hizmet verecek sayıda olmadığı gibi ilaç ve teçhizat yetersizliği de söz konusuydu.Doktorlarla birlikte diğer görevli personeller; çoğunluğu 18- 20 yaşlarında ,yeni mezun genç hemşire ve ebeler , dur durak bilmeden çalışırlardı. İlçe merkezi girişindeki dere kenarında bulunan bu sağlık ocağı, lojmanlarda kalan sağlık personelinin adeta ,7/24 halka hizmet verdiği bir mücadele üssü gibiydi.
Gece damda uyurken aşağı düşenlerin,gündüz sıtmayla kıvrananların ve doğum sancısı çeken annelerin yolu mutlaka buraya düşerdi.
Askeri taburun bulunduğu Şenoba köyünde daha önce inşa edilmiş olan sağlık evi ise ne yazık ki kullanılmaz haldeydi. Elektriği ve suyu olmayan Ortabağ köyündeki sağlık evinde, 4 yıl tek başına görev yapan fedakar genç ebe ,kendi suyunu uzak çeşmeden taşıyarak doğumlara katır sırtında ulaşmıştı. Ebe, Su sırtınaına sadece çantasındaki malzemeyi değil, bir halkın ağır yükünü ve sessiz çığlığını da aldı.
İlçenin uzak köylerinden gelen acil yardım çağrıları üzerine hemşireler,ebeler vakit geçirmeden yol müsaitse ya sağlık ocağına ait araçla,ya da katırlarla yollara düşer,derelerden ve vadilerden geçerek hastaya ulaşmaya çalışırlardı. Çoğu hamile kadın, doğumun riskli olması durumunda bazen sağlık ocağına ulaştırılmazdı.Anne karnındaki bebeğin kaybedilmesi ile birlikte umutlarda yolda son bulurdu.
Kimi zaman kar,kimi zaman çamur, kimi zamanda susuzluk…Ama vatandaşı en çok ilgisizlik öldürüyordu.Devletin adı olmasına rağmen gerçek anlamda şefkati yoktu. Sağlık sigortası olmayan vatandaşların sağlığı pek de önemsenmiyordu.
Koruyucu Sağlık Hekimliği o dönem yoktu. Önemli bir sağlık sorununda en yakın ilçeler olan Şırnak ve Cizre’ ye gidiliyordu. Ameliyat ve ciddi tetkikler içinde ,genellikle Diyarbakır’ daki tam teşekküllü bir hastaneye başvuruluyordu.Hiç bir sağlık güvencesi olmayan yoksul vatandaşlar, uzaktaki illerdeki tedavilerde ve araçlarla gidiş- gelişlerde çok büyük miktardaki maddi harcamaları ancak yakınlarının desteği ile sürdürebiliyordu.Sağlık güvencesi olan ilçedeki devlet memurları,soğuk algınlığı ve ve diğer sağlık şikâyetleri için sevk yaptırarak sağlık ocağına uğrayıp muayene olabiliyorlardı. Doktor tarafından yazılan ilaçların temini de ilçede eczane olmadığı için genellikle Şırnak veya Cizre’ den sabah gidip akşam dönen araç şoförleri aracılığıyla sağlanıyordu. Uludere’de yıllarca eczane açılmsmıştı. 1’980’li yılların başında Nuh Kaplan tarafından belediye binasının karşısında tüm ilaç ihtiyacına cevap vermesede bir eczane açıldı.Şimdilerde ise nüfus artışına paralel olarak eczane sayısı dörde çıkmış durumda.
Uludere’ye sağlık personeli ya ilk defa atama yoluyla ya da sürgün tayinleriyle geliyorlardı. Çoğunluğu torpili olmayan idealist kişilerdi. Örneğin 18 Mayıs 2009 tarihinde yakalandığı kanser nedeniyle aramızdan ayrılan ve yaptığı bilimsel çalışmalarla tanınan ünlü tıp doktoru Türkan Saylan’ın doktor olan oğlu Çınar Örge bu sağlık ocağında görev yaptı. O dönemdeki günlerde birinde Türkan Saylan, Uludere’ ye uğramış,oğlunun çalıştığı merkezdeki sağlık ocağını ziyaret etmişti. Buradaki bir sohbete katılan bir öğretmen arkadaş, Saylan’a oğlunun tayininin buradan aldırıp aldırmayacağını sormuştu. Cevabı ise ,bu toprağa söylenmiş en dokunaklı cümlelerden biriydi.: ” Çocuklar, buraya öğretmen gelmezse bu insanları kim aydınlatacak?Doktor gelmeyecekse hastaları kim tedavi edecek?Sizde,Çınar’ da göreviniz bittiği bittiği zaman gideceksiniz.”
Bu sözler,yalnızca Türkan Saylan’ ın oğluna değil,Uludere’ nin dağlarına,damdan düşen çocuğa,her sancılı doğuma ve her yarım kalan nefese söylenmişti. Saylan her fırsatta oğlu’na ayrıcaklı davranılmasının karşısında olmuştu.
Yine o yıllarda,tam gün yasasıyla ,diğer devlet memurlarından daha yüksek maaş alan Sağlık Memuru Hasan Bilir, göreve yeni başlayan, Fakat kararnameleri gelmediği için henüz maaşını alamayan ilçedeki lisede görevli iki öğretmeni kendisine tahsis edilmiş olan lojmanda, belli bir süre ağırlayacak kadar vicdanlı ve yardımsever bir kişiydi. Uludere Sağlık Ocağı, yalnızca insanların tedavi edildiği bir mekan değil, aynı zamanda umutların paylaşıldığı ve dayanışmanın mayalandığı bir ocaktı.
Ancak 12 Eylül 1980 darbesi ile Uludere’ nin dar ve dik sokakları postalların soğuk sesiyle tanıştı…O sabah ilçede gözaltına alınmak istenenlerden biri de sağlık ocağının demokrat ve çalışkan doktoru Kürşat’tı.Kürşat doktor, uzmanlık sınavını kazanıp,ilçeden daha önce ayrıldığı için gözaltı işlemi o gün gerçekleşemedi. Ama O’ nun hikayesi sadece bir doktorun değil,susturulmak istenen düşüncenin ve insan vicdanınında hikayesiydi.
O yıllarda yürürlükte olan Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Kanunu , teoride 5 bin kişiye bir sağlık ocağını öngörüyordu . Fakat 1980 yılı nüfus sayımına göre Uludere” nin genelinde yaklaşık 19 bin kişi yaşarken,bu nüfusa sağlık hizmeti veren sadece bir sağlık ocağı vardı. Burada bu kadar nüfusa sadece bir sağlık ocağının düşmesi dahi, başlı başına sistemin halktan ne kadar uzak olduğunu da anlatıyordu.
Ve yıllar yılı kovaladı…Takvimler 2O23’ü gösterdiğinde,Uludere’ nin nüfusu toplamda 46 bini aştı. İlçe merkezinde ise yaklaşık 10 bin kişi yaşıyordu. Artık burada bir Devlet Hastanesi var, bir kaç ayrı yerde aile hekimliği uygulaması başlatılılmış durumda.Ama yine de Uludere hizmette,sağlıkta eşitlikten uzak,yalnızlığın pencesinde kıvranıyor. Hastanelerde çok acil yeterli cihazların sayısı ise tam değil .Aradan 45 yıl geçmesine rağmen vatandaş ,yeterli sağlık hizmeti alamıyor ,tedavilerde yine
gecikiliyor.İlçenin son yıllarda betonlaştırılması da başlı başına artık bir sorun haline gelmiş.
Buranın sağlık tarihini yazmak, aslında bir unutmuşluğun,bir mücadele azminin ve bir sosyal devletin, halkına sırtını dönmesinin öyküsünü yazmaktır.Bu tarih, yalnızca eksikliklerin değil,o eksiklikler içinde yaptıkları fedakar görevlerle devleşen sağlık emekçilerinin,ebelerin, hemşirelerin ve doktorların şeref madalyasıdır. Uludere’deki sağlık hizmeti torpilsiz,ama dönemine duyarlı sağlık emekçilerinin omuzlarında yürümüştür. Onlar sadece iğne, pansuman yapmadılar,çileli yolları zorluklarla aşarak doğuma gitmediler,ilaç reçetesi yazmadılar. Onlar,devletin,sistemin unuttuğu bir yerde insan olmanın onurunu yaşattılar.
Günümüzde hala Uludere köylerinden şehir hastanelerine uzanan yolda insanlar, bir umut,bir şifa arıyorlarsa bilinmelidir ki o umudun kökleri, 1980’lerdeki bu küçük sağlık ocağının taş duvarlarına kazınmıştır.

 

 

 

Hasan Aydın
12.07.2025

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x