YAKIN GELECEKTE, DÜNYA HALİ..
Dolgu, kanal tedavisi, çekim ve implant..
Yıllardır tıp dünyasında standart haline gelen bu sancılı ve yüksek maliyetli süreçler, yerini eşi görülmemiş biyolojik bir devrime bırakmak üzere.
Bilim insanları, kaybedilen veya hasar gören dişlerin yerine insan vücudunun tamamen doğal yollarla yeni bir diş üretmesini sağlayan tedavinin insanlı klinik aşamalarında büyük bir yol katetti.
Bu devrimin merkezinde, insanda doğuştan var olan ancak diş gelişimi tamamlandıktan sonra pasif hale gelen USAG-1 adlı bir protein yatıyor.
Bu protein, vücudun fazladan diş üretmesini engellemek için genetik bir fren mekanizması olarak çalışıyor.
Yeni geliştirilen antikor tedavisi ise tam olarak bu freni devreden çıkarıyor, ilaç vücuda verildiğinde, çenedeki uyuyan kök hücreler uyarılarak tıpkı çocukluk döneminde olduğu gibi sıfırdan, yepyeni ve sağlıklı bir üçüncü dişin büyümesini tetikliyor.
Sadece laboratuvar hayvanlarında değil, insanlarla son derece benzer diş ve çene yapısına sahip olan canlılarda da kök hücreleri aktive ederek diş oluşumunu başarıyla tamamlayan bu molekül, diş hekimliğini kökünden değiştirmeye hazırlanıyor.
Sentetik titanyum implantların veya protezlerin yerini, kişinin kendi DNA’sıyla %100 uyumlu canlı dişlerin alması artık bir bilim kurgu fantezisi değil.
Fermilab ve NASA ortaklığında yürütülen ve kuantum fiziğinin zirvesi sayılan deneyde yüzde 90 üzerinde doğrulukla kuantum ışınlama işlemi gerçekleştirildi.
⠀
Bilim insanları veriyi bir yerden bir yere klasik yöntemlerle göndermek yerine kuantum dolanıklık prensibini kullanarak adeta ışınladı.
Deney sırasında iki foton parçacığı birbirinden kilometrelerce uzağa konumlandırıldı. İlk fotona yüklenen veri arada hiçbir kablo, sinyal veya dalga frekansı bulunmamasına rağmen tam aynı anda diğer fotonda belirdi.
⠀
Mesafelerin tamamen sıfırlandığı bu akılalmaz olay ışık hızından bile daha hızlı ve hacklenmesi fizik kuralları gereği imkansız olan bir iletişim altyapısı sunuyor.
Bu başarılı test yepyeni bir evrensel iletişim çağının resmi başlangıcı olarak tarihe geçti.
‘Dünya Dışı Yaşam ‘ kitabımda özellikle bu konuyu teknik açıklamalarla anlattım, ışık hızı diye bir ulaşım aracı olmayacağını uzay gemilerinin ışık hızı denilen hızın çok daha ötesinde bir hıza ulaşarak ancak gezegenler arası seyahat etme mantığının zaten hiç olmadığını çünkü bu hıza çıkılırsa her şeyin yanıp kül olacağını hiç bir kalkanın bu hızda işe yaramayacağını bu nedenle de ileri teknolojiye sahip Dünya dışı yaşamda kullanılan ‘Sıçrama’ tekniğini portal kapılarından geçişleri saniye biriminde akıl almaz mesafelere geçiş yapılarak uzay seyahatlerinin mümkün olduğunu yazdım.
Araştırmacılar, laboratuvar ortamında kana enjekte edilen ve doğrudan beyne ulaşan özel manyetik nanoparçacıklar geliştirdi. Bu parçacıklar sayesinde, kafatasında hiçbir delik açılmadan veya fiziksel bir implant yerleştirilmeden, sadece dışarıdan yöneltilen elektromanyetik dalgalarla farelerin beyinlerindeki belirli nöronlar uzaktan manipüle edilebildi.
Bu durum; görünmez bir frekans kullanılarak bir canlının hareketlerinin, duygularının ve hatta anlık kararlarının dışarıdan programlanıp kontrol edilebileceği anlamına geliyor.
⠀
Zihin kontrolünün bilimkurgu romanlarından çıkıp somut bir laboratuvar gerçeğine dönüştüğü bu nokta, sarsıcı ve kaçınılmaz bir soruyu akıllara getiriyor.
Soluduğumuz havayı dolduran sayısız frekans dalgasının ortasında, kendi zihnimizin kontrolü gerçekten tamamen bize mi ait?
Suyun altında nefes tutma derdini bitiren ve ciğerlerinizi oksijen dolu özel bir sıvıyla doldurarak saatlerce boğulmadan kalmanızı sağlayan mucize teknoloji yavaş yavaş sivil hayata iniyor.
⠀
Tıp dünyasında ve derin deniz araştırmalarında kullanılan perflorokarbon adlı sıvılar içlerinde havadan kat kat daha fazla oksijen barındırır.
Bu olağanüstü sıvı ciğerlere doldurulduğunda insan akciğeri tıpkı bir balık solungacı gibi sıvı içindeki oksijeni süzerek solunum yapmaya devam edebilir.
(Ruh Sözleşmesi kitabımda ve Merhaba Dünyalı da bu konuyu içi özel sıvıyla dolu uyku kapsülleri bölümünde anlattım.)
Hastaneye gidip tahlil sırası bekleme devri kapanmak üzere. Stanford Üniversitesi araştırmacıları tarafından geliştirilen prototipler, önümüzdeki on yılın en büyük ev teknolojisi devrimine işaret ediyor.
Akıllı Tuvalet sistemleri.
⠀
Bu sistemler, sadece birer atık gideri olmanın ötesine geçerek, klozetin içine yerleştirilmiş mikro laboratuvarlar ve hassas sensörler aracılığıyla çalışıyor.
Siz tuvaleti her kullandığınızda, idrar ve dışkınız hücresel boyutta anlık analizden geçiyor.
⠀
Kan şekerinizden böbrek fonksiyonlarınıza, vitamin eksikliğinizden kolon kanseri öncü hücrelerine kadar birçok hayati parametreyi anında tespit edebilen bu teknoloji, verileri doğrudan telefonunuza gönderiyor. Sabah tuvaletten kalktığınızda telefonunuzda günlük sağlık raporunuzu ve diyet önerilerinizi görebileceksiniz.
İnsan beyni, hayatta kalma stratejisi olarak enerji tasarrufuna odaklı bir mekanizmaya sahiptir. Bu mekanizma, günlük rutinleri otomatizme bağlayarak bilişsel yükü azaltmayı hedefler.
Ancak bu durumun çok kritik bir yan etkisi vardır: Yaş ilerledikçe zamanın neden daha hızlı aktığını hiç düşündünüz mü?
Cevap, beynin yeni veri kaydetmeyi bırakıp tanıdık kalıpları tekrar etmesinde gizlidir.
Nöro-plastisite prensiplerine göre, beyne yeni ve öngörülemez uyaranlar verilmediğinde nöral yollar zayıflar ve kognitif esneklik azalır.
Zaman Algısını Yavaşlatmanın ve Zekayı Korumanın Yolu Zamanın hızlı geçtiği hissi, beynin yeni anılar oluşturacak kadar şaşırtıcı veri bulamamasından kaynaklanan bir algı illüzyonudur.
Kalıp Bozma (Pattern Interrupt) tekniği, beynin bu enerji tasarrufu modunu sarsarak nöronlar arası yeni sinaptik bağlar kurulmasını zorunlu kılar.
Rutinlerin bilinçli olarak bozulması, prefrontal korteksi aktif hale getirerek beynin öğrenme moduna geçmesini sağlar. Bu sadece bir kişisel gelişim tavsiyesi değil, beynin biyolojik yapısını taze tutan bir mühendislik müdahalesidir.
Beynimiz gün boyunca çalışırken toksinler ve hücresel atıklar biriktirir.
Özellikle yaş ilerledikçe unutkanlığa zemin hazırlayan bu biyolojik çöpler, sadece biz derin uykudayken glimfatik sistem adı verilen özel bir mekanizma tarafından beyinden uzaklaştırılır.
⠀
Northwestern Üniversitesi araştırmacıları, bu hücresel temizlik sürecini hızlandırmanın inanılmaz derecede pratik bir yolunu kanıtladı. Pembe gürültü adı verilen özel bir ses frekansı, beynin yıkama modunu tam anlamıyla zirveye taşıyor.
⠀
Şelale veya yoğun rüzgar uğultusunu andıran bu frekans dizilimi, beynin derin uyku dalgalarıyla kusursuz bir senkronizasyon yakalıyor. Uyku sırasında arka planda pembe gürültü dinlemek, beynin fiziksel temizlik ve yenilenme sürecini doğrudan destekliyor.
⠀
Yapılan klinik testler, geceyi bu ses dalgası eşliğinde geçiren kişilerin ertesi sabah girdikleri hafıza ve odaklanma testlerinde %30 oranında daha yüksek başarı gösterdiğini doğruluyor.
Hiçbir dış müdahale veya ilaç kullanmadan, sadece beyninizin frekansını doğru sesle eşleştirerek kendi biyolojinizi iyileştirmeniz tamamen mümkün.
Yakın gelecekte İnsan ömrü ortalama 150 yıla çıkacak, her organın yapay üretildiği ve bilinen hastalıkların ortadan kalkacağı bir düzene evrildik.
Bu konular ve daha fazlası bilimin yeni açıkladığı bu gelişmeler, ‘DÜNYA DIŞI YAŞAM’ kitabımda 10 yıl önceden yazdığım bilgilerle dolu, henüz bu kitabın içeriğindeki dolgunluğu ve gerçek değerini çözebilen çok az kişi var, onlarda zaten bu konulara yatkın alt yapısı olan kişiler.
Sevgilerimle..⠀
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

