MÜSTEŞAR HİKAYESİ
Bakanlık koridorlarının en ucunda, tavanı rutubetten sararmış, pencereleri sadece karşı binanın gri duvarına bakan o odaya adım attığında;
Cevat Bey kaderini çoktan kabullenmişti…
Arkasından dönen siyasi dolaplar, “dik başlılığı” ve eğilmez bükülmez mühendislik ilkeleri, onu bakanlığın en ücra, en unutulmuş köşesine fırlatıp atmıştı;
Sanayi Tescil Büro Müdürlüğü…
Burası, bakanlık bürokrasisinde;
“Aktif siyasi cenaze” olarak bilinirdi.
Gözden düşen, sesi çok çıkan ya da sisteme ayak uyduramayan kim varsa buraya gönderilir, tozlu klasörlerin arasında unutturularak pasifize edilirdi…
Makamına oturan yeni bakan, arkasından bıyık altından gülerek şöyle demişti;
–”Bırakın orada kendi kendine oyalansın.
Ne etliye karışsın ne sütlüye.
Önüne gelen üç beş evraka mühür basar, emekliliğini bekler.”
Tozlu Raflar Arasındaki Define
Cevat Bey, sürgünün ilk haftasını odada pinekeleyerek geçirmek yerine, yıllardır kimsenin kapağını açmadığı tescil yönetmeliklerini, tozlu kanun maddelerini ve resmi gazete arşivlerini masasına yığdı.
Mühendis kafası, boş durmaya programlı değildi.
Satır satır, madde madde okudu.
Ve üçüncü haftanın sonunda, kalın, meşin kaplı bir mevzuat kitabının sararmış sayfaları içinde o hukuki boşluğu;
O devasa gücü,laf olsun diye yazılmış, ancak kimsenin dönüp bakmadığı, sınırları muğlak bırakılmış hayati bir madde vardı.
Cevat Bey hemen daktilosunun başına geçti.
Günlerce çalışarak, o güne kadar hiç işletilmemiş olan yönetmeliğin;
“Görev ve Yetki Tanımı” metnini yeniden kaleme aldı…
Hazırladığı metin, bürokratik dille yazılmış kusursuz bir kapandı.
Metne göre;
”Ülke sınırları dahilinde imal edilecek, monte edilecek veya üretilecek, sanayi vasfı taşıyan her türlü mamûl, piyasaya arz edilmeden önce Sanayi Tescil Büro Müdürlüğü tarafından teknik incelemeye tabi tutulacak, tescil edilecek ve resmi belge alacaktır.”
Bakanın İmzası
Cevat Bey, hazırladığı bu yeni “Görev Tanımı ve Uygulama Esasları” dosyasını yanına alarak Bakanın makamına çıktı.
Bakan, alt kattaki o sönük odada oturan bu adamı neredeyse unutmuştu.
Önündeki yoğun gündemin, siyasi kulislerin arasında Cevat Bey’i ayakta bekletirken sordu;
— “Nedir bu Cevat Bey?
Biz seni dinlenesin diye oraya verdik, yine iş mi çıkardın?”
Cevat Bey, yüzünde en profesyonel, en masum bürokrat ifadesiyle cevap verdi;
— “Sayın Bakanım, malumunuz yeni görev yerimdeki işleyiş yıllardır başıboş kalmış.
Bakanlığımızın şanına yakışır şekilde, odamızın görev tanımını netleştiren rutin bir yönetmelik güncellemesi hazırladım.
İmzalarsanız, bürokratik bir eksikliği gidermiş olacağız.”
Bakana göre dosya, alt kattaki zararsız bir müdürlüğün kırtasiye işiydi.
İçeriğini dikkatlice okumaya gerek bile duymadı.
–“İyi, iyi, hadi işine bak” diyerek kalemi eline aldı ve metnin altına ıslak imzayı çaktı.
Bakan, o an imzaladığı şeyin kendi yetki alanını bile gölgede bırakacak bir “güç belgesi” olduğunun farkında değildi.
İmparatorluğun Doğuşu
İmza odadan çıktığı an;
Bakanlıkta, zaman kırılması yaşandı.
Cevat Bey odasına döner dönmez, resmi yazıyı derhal yürürlüğe koydu ve ülkedeki tüm sanayi odalarına, fabrikalara, imathanelere resmi yazıları postaladı.
O günden sonra ülkede üretilen her şey;
Bir toplu iğneden devasa fabrikalardaki dokuma tezgahlarına, sabun kalıplarından traktör parçalarına kadar her mamul Sanayi Tescil Büro Müdürlüğü ‘nün onayından geçmek zorundaydı.
Belgeyi almayan hiçbir fabrika malını satamıyor, gümrükten geçiremiyor, piyasaya süremiyordu.
Birkaç hafta içinde, o güne kadar kimsenin uğramadığı, koridorun sonundaki karanlık oda, ülkenin en büyük sanayicilerinin, holding patronlarının ve fabrika sahiplerinin kuyruğa girdiği bir merkeze dönüştü.
Kapıda cip arabalar, ellerinde evrak çantalarıyla bekleyen mühendisler belirdi.
Düne kadar yüzüne bakılmayan Büro, birdenbire bakanlığın kalbi, en aktif ve en stratejik birimi haline gelmişti.
Cevat Bey’in masası, incelenmeyi bekleyen projeler ve tescil belgeleriyle dolup taşıyordu.
Sürgünden Abad Olmaya
Durumu fark eden Bakan ve kurmayları şoka girmişti.
Adamı yok etmek, pasifize etmek için gönderdikleri “sürgün yeri”, Cevat Bey’in zekası sayesinde bakanlıktan daha güçlü bir makam haline gelmişti.
Onu oradan almaya kalksalar, sanayiciler “İşlerimiz aksıyor, bürokrasi kilitlendi!” diye kıyameti koparacaktı;
Bıraksalar, Cevat Bey oturduğu yerden tüm sanayi üretimine yön veriyordu.
Bakanlık koridorlarında fısıldaşan diğer memurlar, durumu tek bir cümleyle özetlemişti:
–”Adamı sürgün edip bitireceğiz derken, elleriyle abad ettiler!”
Bakanın Kıvranışı ve “Kurtarma” Plânı
Bakanlık koridorlarındaki hareketlilik artık gizlenemez bir boyuta ulaşmıştı.
Bakan, odasının penceresinden bahçeye her baktığında, Sanayi Tescil Bürosu’nun önünde ellerinde kalın teknik dosyalarla bekleyen Türkiye’nin en büyük holding patronlarını, fabrika genel müdürlerini görüyordu.
Sürgüne gönderilen Cevat Bey, kurduğu tescil imparatorluğuyla adeta bakanlığın içinde bağımsız bir cumhuriyet ilan etmişti.
Bakan, bir sabah müsteşarını acil koduyla odasına çağırdı.
Öfkeden kıpkırmızıydı;
–“Müsteşar Bey!
Bu ne rezalet?
Adamı yok edelim dedik, sanayinin şah damarı oldu!
Koskosca bakanlık bypass edildi, her şey alt kattaki o izbe odada bitiyor.
Derhal bir çare bulun, kaydırın bu adamı oradan!”
Müsteşar, elindeki personel dosyalarını karıştırarak yutkundu;
— “Sayın Bakanım, sanayiciler Cevat Bey’in getirdiği standartlardan çok memnun.
Onu görevden alırsak piyasa kilitlenir.
Ama isterseniz…
Onu daha pasif, hiç kimsenin uğramadığı, mevzuatın bile toz tuttuğu bir yere “kızak görevle” kaydıralım.
Hem terfi gibi görünür, hem de sanayi tescilini ondan kurtarırız.”
Aranan kan bulunmuştu;
Bakanlık Arşiv ve Dokümantasyon Genel Müdürlüğü.
Burası, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri biriken eski evrakların, eski haritaların ve miadı dolmuş yazışmaların istiflendiği, Ankara’nın dışında, bodrum katında bir depoydu.
“Burada artık sadece fareleri tesciller!” diye düşündü Bakan.
Cevat Bey yeni görev yerine, “Hizmetlerine binaen Genel Müdürlük makamına terfihen tercih edilmiştir” yazısıyla kaydırıldı.
Bodrum Katındaki Yeni Maden
Cevat Bey, kamyonlar dolusu eski evrakın ve rutubet kokusunun arasına indiğinde yine yüzünde o sakin, mühendis gülümsemesi vardı.
Yeni odasına yerleşti, daktilosunu kurdu ve bu kez Cumhuriyet tarihi boyunca çıkarılmış tüm arazi, maden, enerji ve sanayi envanter arşivlerini incelemeye başladı.
Üç ay boyunca odasından neredeyse hiç çıkmadı.
Herkes;
— “Cevat Bey sonunda pes etti, toz yutmaktan delirdi” derken, o yine kimsenin görmediği bir defineyi gün yüzüne çıkarıyordu.
Cevat Bey, 1930’lu ve 40’lı yıllarda devletin yaptığı ancak bütçesizlikten ya da siyasi vizyonsuzluktan rafa kaldırılmış “Stratejik Maden ve Enerji Rezerv Haritaları” nı bulmuştu.
Üzerinde gizlilik derecesi olan ama süresi çoktan dolmuş yüzlerce raporu tek tek tasnif etti.
Hemen ardından, Arşiv Genel Müdürlüğü’nün bütçe yönetmeliğindeki şu maddeyi bulup çıkardı;
— “Genel Müdürlük, arşivindeki tarihi ve teknik verileri, devlet menfaati doğrultusunda ticarileştirme, raporlama ve yatırımcılara rehberlik amacıyla sunma yetkisine sahiptir.”
Cevat Bey durur mu?
İkinci hamlesini yaptı.
Arşivden Çıkan Milyar Dolarlık Fırtına
Cevat Bey, arşivdeki verileri modern jeoloji raporlarıyla birleştirerek “Türkiye’nin Bakir Maden ve Enerji Yatırım Haritası” adı altında devasa bir bülten yayınladı.
Bu bülteni de doğrudan yabancı yatırımcılara, uluslararası maden devlerine ve yerli holdinglere resmi yazı ekiyle gönderdi.
Ortalık bir kez daha yangın yerine döndü.
Cevat Bey’in tozlu raflardan çıkarıp tescillediği eski raporlar sayesinde, Anadolu’nun göbeğinde bilinmeyen bor, toryum ve nadir toprak elementleri yatakları tescillenmiş oldu.
Yabancı fonlar ve dev şirketler, bu raporların asıllarını görmek ve “Arşiv Genel Müdürlüğü Onaylı Yatırım İzin Ön Belgesi” alabilmek için Ankara’ya akın etti.
Bakanlığın Ankara dışındaki o loş bodrum katı, bir anda uluslararası enerji zirvelerinin yapıldığı, milyar dolarlık yatırım protokollerinin imzalandığı bir borsaya dönüştü.
Cevat Bey, devletin tozlu geçmişini, geleceğin en büyük finans kaynağı haline getirmişti.
”Bakanım, Bu Adamı Durduramıyoruz!”
Bakan, odasında kahvesini yudumlarken televizyonu açtı.
Haberlerde, uluslararası bir madencilik devinin CEO’su konuşuyordu”
— “Türkiye Arşiv Genel Müdürlüğü’nün sunduğu vizyoner raporlar sayesinde, 5 milyar dolarlık yeni bir yatırım kararı aldık. Genel Müdür Cevat Bey’e teşekkür ederiz…”
Bakan kahvesini halıya püskürttü.
Hemen müsteşarı çağırdı, elleri titriyordu:
— “Müsteşar!
Sana bu adamı pasifize et demedim mi?
Bodrum katına sürdük, adam oradan milyar dolarlık maden devrimi yaptı!
Yarın öbür gün benim koltuğuma oturacak!
Ne yapacağız?”
Müsteşar, çaresizce başını salladı;
— “Bakanım…
Bu adamı nereye koysak rahat durmuyor.
Kanunları, yönetmelikleri bizden iyi biliyor.
Onu alt kademede tuttukça, bastırılmış bir yay gibi daha büyük patlıyor.
Formülleri, bürokrasiyi, üretimi tek başına yönetiyor.
Sanayiciler arkasında, yabancı sermaye arkasında…”
Bakan koltuğuna sığamadı, odanın içinde bir ileri bir geri yürüdü.
Sonra durdu, derin bir nefes aldı…
Yüzünde, savaşı kaybetmiş ama ganimetten pay almak isteyen bir siyasetçinin kurnaz ifadesi belirdi.
— ”Müsteşar Bey,” dedi
Bakan;
–“Bu adamı düşman olarak tutarsak bizi yer.
En iyisi onu tamamen sistemin tepesine çekip, başarısını kendi başarımız gibi göstermek.”
Zirve:
Islak İmzalı Teslimiyet
Ertesi gün, Resmi Gazete’de yeni bir atama kararı yayınlandı.
Cevat Bey,
jilet gibi ütülü takım elbisesi ve elinde yine o eski çantasıyla Bakanın makam odasına girdi.
Bakan, bu kez onu kapıda karşıladı, ceketinin düğmelerini ilikledi ve masasının hemen sağındaki en büyük koltuğu gösterdi.
”Cevat Bey, azminiz ve devletimize yaptığınız büyük hizmetler gözümüzden kaçmadı,” dedi Bakan.
Sesindeki samimiyetsizliği gizlemeye çalışarak.
— “Artık küçük bürolar, bodrum katındaki arşivler sizin dehanıza dar geliyor.
Bakanlığımızın tüm stratejisini, planlamasını ve geleceğini size emanet ediyoruz.”
Bakan, önündeki en yüksek yetki belgesini imzalayıp Cevat Bey’e uzattı;
— “Tebrik ederim Cevat Bey.
Artık Sanayi Bakanlığı Müsteşarısınız.
Tüm bürokrasi sizindir.”
Cevat Bey, kalemi cebine koyarken Bakanın gözlerinin içine baktı.
Arkasından iş çevirenler, onu yok etmek isteyenler, en sonunda kendi elleriyle onu bakanlığın en güçlü adamı yapmışlardı.
Bakanlık koridorlarında ise o meşhur fısıltı artık bir efsaneye dönüşmüştü:
“Cevat Bey’i bitireceklerdi…
Önce büroyu abad etti, sonra arşivi ihya etti, en sonunda da koca bakanlığın başına geçti!”

Ziya Paşa ne demişti?
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ
ŞAHSIN GÖRÜNÜR RÜTBE-İ AKLI ESERİNDE
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
