GÜVENİMİZİ YİTİRDİK…
Güvensiz bir toplum olduk İnsanlık, Dünya da büyük bir yalnızlığa itiliyor,bu bilinçli olarak İnsanlık üzerinde oynanan büyük oyunun bir parçası.
Oysa ne güzel başlamıştı çocukluğumuz ;
Komşumuza güvenirdik, şehrin göbeğinde kapılarımız açık, çat kapı bir kahve deminde sabah sohbetleriyle güne güler yüzlü ve enerjik bir ruh haliyle başlardık.
Mahalle bakkalına güvenirdik, ne tartıya bakardık, ne de ürün tazemi diye, veresiye defterine yazılan her bir kalem bizim namus borcumuzdu, bakmazdık bile yazılanlar doğru mu diye, aynı zamanda hepimizin nakit akışını yordama sokan bankacımızdı babacan bakkalımız.
Arkadaşlarımıza güvenirdik sadıcımız, sırdaşımız yol arkadaşımız acı tatlı paydaşımızdı.
Öğretmenlerimize güvenirdik, anamız, babamız, her şeyimizdi onlar, onlar bize sadece ders değil tecrübelerini sunardı, bazı durumlarda sırdaşımız can simidimiz olmuşlardı.
Hepimizin anılarında yer etmiş bir semt doktorumuz vardı, ne deseler, onlara güvenirdik, şimdi ki gibi internetten bakıp tedavi olmazdık, kafamıza göre ilaç alıp, lokman hekimlik yapmazdık.
Mahalle bekçimiz vardı, onların geceleri düdük eşliğinde attığı her adım, bizim yastığımıza güvenle başımızı koymamıza ,canımızı malımızı güvenle teslim etmemize neden olurdu.
Soğuk kış gecelerinin habercisi bozacımız vardı, elinde bakraçı geceyi yaran sesiyle her zaman aynı tadı güvenle sunan, soğuk kış gecelerinin habercisi seyyar esnafımızdı.
Sütçümüz gelirdi her sabah kapımıza, su katılmamış yağlı sütler yukarıdan bir şelale gibi köpük köpük akardı tenceremizin dibine.
Bir de nayloncu vardı annelerimizin tek bir leğene verdiği bir çok giysinin arasında fazladan bir kova almak için verilen yepyeni pantolonlar yok pahasına teslim edilirdi, güvenle.
Gevrekçimizi unutmam ne mümkün her sabah aynı lezzet ve tazelikte çıtır gevrekleri kapımıza kadar getiren soframıza neşe katan.
Çocukluğumuzda her gün dört gözle beklediğimiz macuncu amcamız ve muhallebicimiz tertemiz bembeyaz önlükleriyle damağımıza bayram sevinci yaşatırdı.
Bir de bohçacı vardı, ‘’Bohçacı geldi hanım’’ diye bağırarak kapı kapı çeyizlik ürünler satan ve satılan ürünler karşılığında hiçbir senet çek vs. olmadan taksit taksit geri ödeme yaparak bir çok ev hanımını, annelerimizi büyük bir yükten kurtaran.
Sözün kısası o zaman dilimlerinde hepimiz birbirimize güven duyardık, hileli mal satan, üç kağıt yapan şunu nasıl kandırsam da elinde ki paraları alsam diye pusuya yatmış birileriyle karşılaşmazdık.
Mahallemizde kız arkadaşlarımızı gözümüz gibi kollar korur, köşede takılırken yabancı bir erkeğin bakışına bile tahammül edemez bacımız diye bakardık.
Şimdi bakınca, bu günlerden o günlere ne çok şey yitirmişiz, en önemlisi de insanlara olan güvenimizi .
Okullarımız tıpkı Amerika da olduğu gibi eli silahlı psikopatların gencecik çocukları, derdi eğitim vermekten başka hiç bir şey olmayan sevgili öğretmenlerimizi katleden katillere dönüştüğü bir sistem içinde kaldık.
Enflasyon bahanesiyle her gün vurgun yapan zincir marketlerin, ne yapacağını şaşırmış neredeyse 100 gr. ete mahkum bırakılmış, makarnayı bile düşünerek alan işçinin, emeklinin, dar gelirlinin başından bir türlü atamadığı kötü yöneticilerin, liyakatsiz kadroların elinde oyuncak olmuş akıl tutulmasına yakalandık.
Dünya bir kaosa sürüklenmiş yuvarlanıp giderken, sevgisini yitirmiş, canlı ölülere dönüşmüş bir toplum içinde, karanlıkta ışık arayan gözler gibi sağa sola çarpıp yıkılıp devrilmekten yara bere içinde kaldık.
Evet güvenimizi yitirdik, birbirimize olan güvenimizi, işimize, eşimize, evlatlarımıza olan güveni yitirdik, babacan zannettiğimiz sahte dost yüzlülerden, arkamızdan sürekli iş çeviren, yakaladığı her fırsatta bizi gömmeye çalışan yalakalardan, etrafımızda kümelenmiş fırsatçılardan, gizli kan emicilerden yaşamımızı tehdit eden tüm kötülüklerden, yüzlerce yıldır kurduğumuz güveni yitirdik.
Eski yeşil çam filmlerinde Anadolu’nun bağrından kopan kardeşlikleri, bir lokma ekmeği bölüşen kapitalizme düşman, mahallesine yufka yürekli, bıçkın delikanlıları, tertemiz kalple tutuklu kaldıkları sevda ateşinde hiç bir güç karşısında ezilemeyecek karşılıksız aşkları, cebindeki üç kuruşu paylaşmaktan gocunmayan hayatı her zorluğuna rağmen bir odun ateşinde demleyen tonton dedelerimizi, ninelerimizi yitirdik .
Mazide kalan her şey bir ‘hoş sada’ bırakıp güven duygumuzu da alıp gitmiş.
Sevgilerimle..
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

