Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

DOSTLUK

0 5.732

DOSTLUK

 

Kırk yedi yıl boyunca, her akşam tam saat. sekizde beni aradı…

O salı akşamıysa, ilk kez telefon çalmadı.

Ben çoktan koltuğuma yerleşmiştim;

Dizlerimin üzerinde bir battaniye, mutfakta hâlâ sıcaklığını koruyan bitki çayı…

Dışarıda, camlara ince ince tutunan bir yağmur vardı.

Gözüm saatteydi.

Saat 20:03…

Sonra 20:07…

Ardından 20:11…

Carmen asla gecikmezdi.

Telefon her zaman üç kez çalardı, ben de her seferinde aynı sözlerle açardım:

–“Hâlâ hayatta mısın?”

O da gülerek;

–“Ne yazık ki evet. Ya sen?” derdi.

Bazen on dakika, bazen de iki dakika konuşurduk.

Öyle büyük meselelerden değil…

Ama insan yaş aldıkça şunu anlıyor:

Hayatı ayakta tutan şey büyük sözler değildir.

Alışkanlıklardır…

Tanıdık bir sestir.

Birinin hâlâ seni düşündüğünü bilmektir.

Çocukluğumuzdan beri birbirimizi tanıyorduk.

Hayal kırıklıklarını, yaşadığımız kayıpları, hızla büyüyen çocukları, giderek sessizleşen evleri birlikte yaşadık.

Ve bir gün geldi, geriye sadece biz kaldık.

O günden sonra, her akşam birbirimizi aramaya başladık.

Biri düşerse, diğeri bilsin diye…

Gülerek söylüyorduk bunu.

Ama aslında, hiç de şaka değildi.

Saat 20:15’te ben onu aradım.

Açmadı…

Bir daha denedim, yine cevap yok.

İçime o sessiz, ağır korku çöktü…

Aceleyle evden çıktım.

Carmen iki sokak ötede oturuyordu.

Normalde kısa gelen yol, o akşam sonsuza uzanıyormuş gibiydi.

Zile bastım, ses yok.

Kapıyı çaldım, daha sert.

Bir komşu kapıyı açtı, evin anahtarı onda vardı.

İçeri girdik.

Sessizlik…

Işıklar yanıyordu.

Radyo, kısık bir sesle çalıyordu.

Sonra bir ses;

–” Elena?”

Mutfakta yerdeydi.

Küçücük, kırılgan…

Ve tarifsiz, bir yalnızlığın içinde…

Yanına diz çöktüm;

–“Aman Tanrım, Carmen.”

Gözleri dolu bana baktı.

–“Seni aramak istiyordum.”

Masada bir not duruyordu;

–“Eğer bana bir şey olursa, Elena’yı arayın. O ailem.”

Nefesim kesildi.

Çünkü bu, gerçeğin ta kendisiydi.

Hep söyleriz ya…

Kimseyi, rahatsız etmek istemeyiz.

Kendi başımızın çaresine bakarız.

–“Başkalarının da hayatı var” deriz.

Ama, daha büyük gerçek var.

Hiç kimse, yerde tek başına yatıp birinin yokluğunu fark etmesini beklemek zorunda kalmamalı.

Elini tuttum;

–“Yeter,” dedim.

–“Ne yeter?”

–“Her şeyi tek başımıza yapabiliyormuş gibi davranmak…” yeter.

Bana baktı ve anladı.

Üç hafta sonra, onun fincanı benim mutfağımdaydı.

Sabahlığı benimkinin yanında asılıydı.

Şimdi;

Tuz yüzünden tartışıyoruz.

Televizyon yüzünden…

Çöpleri kimin çıkaracağı yüzünden…

Ve bu, her şeyin yolunda olduğunun en güzel işareti.

Şimdi saat, yine sekize yaklaşıyor.

Telefon artık çalmıyor.

Çalmasına gerek yok.

Koridordan ayak seslerini duyuyorum.

Sonra mutfaktan çıkıp geliyor ve diyor ki;

–“Bana bir bitki çayı yapar mısın?”

Ve ben her seferinde aynı şeyi düşünüyorum;

Yaşlanmak, korkulacak şey değil.

Asıl korkunç olan;

Yokluğunu, fark edecek “kimse” olmadan yaşlanmak…

 

“DOSTLUK”

Dediğin güzel bir kitap;
Hava gibi, Su gibi, Ekmek gibi,
Vazgeçilmez bir tad.
Sonuna kadar dayanmak şart…
Dostluk, dediğin eşsiz bir kitap;
Sevmediğin, sayfaları varsa atla;
Sayfayı, kökünden yırtmak şart mı?

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

 

 

 

Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

 

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x