ÇİĞİLTEPE’DE ALBAY REŞAT DESTANI
27 Ağustos 1922.
Kurtuluş Savaşı’nda Büyük Taarruz için geri sayım başlamıştı..
57.Tümen Komutanı Albay Reşat’a, Mustafa Kemal Paşa;
🔸 Çiğiltepe,
🔸 Kızıltaş,
🔸 Kızlaryaylası,
adlı üç tepenin geri alınması emrini verdi.
Cevabi telgrafında Albay Reşat net bir ifade kullandı;
— “Bir saat içinde üç tepe de alınacaktır.”
Sabaha karşı Mehmetçik tekbir sesleriyle taarruza geçti.
Aman Allah’ım!..
Ne mübarek bir ruhtu öyle.
Tekbir seslerinin yeğnilttiği bedenleri onları kayadan kayaya kanatlandırıyordu adeta.
Kızıltaş ve Kızlaryaylası tepeleri böyle bir ruh hali içinde ilk yarım saatte alındı.
Çiğiltepe’de General Trikopis büyük direniş gösteriyordu.
Çünkü Türk topçusunun menzili dışındaydı.
Dakikalar hızla ilerliyordu.
Albay Reşat’ın Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği bir saatlik sürenin bitmesine yedi dakika kalmıştı…
Topların Çiğiltepe’ye ulaşamaması düşmana dayanma gücü veriyordu.
Albay Reşat askerin önünde saldırıya kumanda ederken iki de bir saatine bakıyordu…
Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği süre dolmuştu.
Beyni bir küp boşluğunda zonkluyordu, kalbi iki mengene arasına sıkışmış gibi daralıyordu…
Hayatı bir film şeriti gibi gözünün önünden kare kare geçmeye başladı;
Trablusgarp Cephesinin tekbir sesleri kulağında çınlamaya başladı önce.
Yüzbaşı rütbesinde iken katıldığı Yanya savunması silah sesleri beyninde uğuldadı…
Ardından dünya mahşeri Çanakkale’nin top sesleri bedenine hoş bir ürperti olup yayıldı…
Çanakkale Savaşı’nın kahraman binbaşısı, Suriye Cephesinin 53. Tümen Komutanı son kez Çiyiltepe’ye bakarken kahroluyordu…
Hayatında ilk defa aldığı görevi başaramamanın acısı yüreğine bir meşe közü gibi oturmuştu…
Tekmil bedeni ateşler içinde kavruluyor, aldığı nefes boğazını yakmış, dudaklarını kurutmuştu.
Albay Reşat, bir kaya çatalının arasında yere çömeldi.
Koynundan kalemini çıkardı, not defterinin bir sayfasını kopardı ve titreyen parmakları ile kağıta şunları yazdı;
— “Hayatımda ilk defa verdiğim sözü tutamadım Paşam!.Artık yaşayamam.”
Bu kelimeleri yazdığı kağıtı sol eline alıp buruşturdu.
Sağ eliyle tabancasını çıkartıp şakağına tek kurşun sıktı.
Çiyiltepedeki top sesleri, beyninde patlayan mermi ile bir anda sustular.
Albay Reşat’ın ruhu ışıklı yolda göğe yükseliyordu.
Sadece kırkbeş dakika sonra Çiyiltepe de düşmandan temizlenmişti.
Albay Reşat’ın sol elinde buruşturduğu not Mustafa Kemal Paşa’ya iletildiğinde sadece Başkomutan değil;
🔹 Irmaklar,
🔹 Kuşlar,
🔹 Dağlar,
🔹 Ovalar,
🔹 Tekmil vatan ağlıyordu.
İşte bu vatan;
Bu kadar gururlu ve şerefli insanların bize hediyesidir…

🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Reşat Çiğiltepe
Doğum Tarihi: 1879, İstanbul
Ölüm Tarihi: 27 Ağustos 1922, Çiğiltepe
Reşat Çiğiltepe, 1879’da İstanbul’da dünyaya geldi. Babası mutasarrıftı: Ziya Paşa. Ağabeyi Fuat Çiğiltepe de kendi gibi askerlik mesleğini seçmişti. Reşat Bey Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra cepheden cepheye askerlik yaşamı sürdü. Gönüllü olarak katıldığı 3.Ordu’da Bulgar sınır boylarında eşkıya takibinde bulundu. 1904’de yüzbaşı rütbesine yükseldi. Yüzbaşı olarak tayini 4.Ordu’ya bağlı 26. Nizamiye alayıydı. Tercan nahiyesinde görevdeyken komutasındaki bir er eşkıyalar tarafından öldürüldü. Yüzbaşı Reşat Bey, kusuru bulunduğundan hapis cezasına çarptırıldı. Bu onun askerlik mesleğindeki ilk cezasıydı ama son cezası olmayacaktı. 1907 yılında bir askeri emre rağmen terhis ettiği için 2 ay hapis cezası aldı.
Reşat Bey’in rütbesi yükseldikçe sicili de kabarıyordu. Genelde komuta kademesiyle bir uyumsuzluğu vardı. Komutanları onun duygusal ve kırılgan yanını görmezden geliyorlar, savaş ve cephe koşullarında ilgilenmek istemiyorlardı. 1909’da bölük yüzbaşısı oldu.
Süngüyle Hücuma Kalktı
Balkan Harbi’yle birlikte soluğu Balkanlar’da aldı. Önce 1910’da Arnavutluk’ta çıkan isyanı bastırmak için görevlendirildi. 2,5 aylık başarılı görevinin ardından iki yıl sonra yeniden Balkanlar’a gönderildi. Bu kez Balkan Harbi çıkmıştı. Yanya Muharebesi’nde bulundu. Burada yaralandı. Hem de iki kez. Yanya’da gösterdiği yararlılıktan dolayı binbaşılığa terfi edildi. Ama Reşat Bey’in asıl büyük kahramanlığı Çanakkale Savaşları’nda oldu. 1. Tümen’e bağlı 3.Tabur’un komutanı olarak görev yaptı. Seddülbahir’in ünlü şehitler sırtında en kanlı çarpışmaların geçtiği cephede çarpıştı. Burada da yaralandı. Gözünü budaktan esirgemeyen hali, erlerle beraber neredeyse süngü savaşına kalkışması onu komutası askerlerin gözünde de bir kahraman haline getirdi.
13 Ay Boyunca Esir Kaldı
Çanakkale’de aldığı son şarapnel parçası onu zorunlu olarak İstanbul’a gönderdi. Tedaviye İstanbul’da devam edildi. İyileşir iyileşmez soluğu bu kez Kafkas cephesinde aldı. Oradan Bağdat, oradan da Mustafa Kemal’in emriyle Muş Cephesine gitti. Biliyorum siz okumaktan yoruldunuz. Ama 10 Yıl savaşlarında, bir kuşak cepheden cepheye böyle koştu. Reşat Bey de bu kuşağın yürekli bir temsilcisiydi. 1918’de Şeria Nehri’nde esir alındı. 13 ay esir kaldı. 1919 da İstanbul’a döndü. Nemrut Mustafa Divanı’nda görev aldı. Millî mücadeleye katılması bir anlık kararla oldu. Anadolu’ya geçti. Mustafa Kemal’e inanıyordu. Ankara’da buluştular. 1 Nisan 1920’de Albay Refet Bey komutasında Konya’ya, sonra Doğubayazıt Iğdır ve Ahıska’ya gitti. 1922’nin martında albaylığa yükseldi
****
“Türk Askerine, Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun.” – Başkomutan Mustafa Kemal
Reşat Bey’in şahsi dosyasında bulunan 27 Eylül1922 tarihli Tümen Baştabibi imzalı Vefat Tutanağında; “Afyon Meydan Muharebesinde Çiğiltepe taarruzunda 27 Ağustos 1922 günü intihar etmiştir. Reşat Bey Revolver tabancasıyla sağ şakağına ateş etmiş, sol kulağından çıkan kurşunun beynini parçalaması sonucu ölmüştür” şeklinde yazmaktadır. Bu rapor yeni 57’inci Tümen komutanı tarafından da onaylanmıştır. Bir gün sonra Sandıklı Hastanesine getirilmiş ve yıllarca bu ilçedeki anıtlı kabristanında yatmıştır. 1988 yılında Ankara Devlet Mezarlığına naşı nakledilmiştir. Sandıklı’daki mezar boş olmasına rağmen hala muhafaza edilmektedir. Sandıklı halkının şehidin nakline karşı çıktığı, ancak o günün şartlarında fazla direnemediği de bilinen gerçeklerdendir. Reşat Bey’in şahsi eşyaları ve üzerinden çıkan bir miktar para, emekli maaşı ile geçim sıkıntısı içerisinde olan, Büyükada’daki hisseli evini ipotek ettirerek yaşamını şerefiyle sürdürmeye çalışan hasta babasına, cenaze masrafları düşülerek yollanmıştır. Fark ettiğiniz gibi; tam 18 defa yaralanarak kanıyla da vatan sevgisini haykıran bu kahraman, cephelerde koşmaktan henüz evlenmeye zaman bile bulamamıştır. Bu soyadı Atatürk kendisine vermiştir. Ancak aile kayıtlarında hem Çiğiltepe, hem de Çiyilyepe olarak geçmektedir. Soyadı kanunu çıkartıldığında kardeşler arasındaki ve nüfus memurları arasındaki eksik iletişimden bu fark kaynaklanmaktadır. Kendisine ismi verilen tepenin adı Çiğiltepe’dir. Albay Reşat Bey, askerî yaşamında üstün cesaret ve sevk yeteneğiyle çok sayıda madalya (mecidi nişanları, gümüş muharebe, liyakat, tahlisiye, Alman ve Avusturya – Macaristan savaş madalyaları) sahibi olmuştur. Şahadetinin sonrasında TBMM kendisi adına ailesine İstiklal Madalyası takdim etmiştir.
VATAN İÇİN YAŞAYIP ÖLDÜNÜZ
SİZ
TOPRAĞA DEĞİL KALPLERE GÖMÜLDÜNÜZ
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

