ATATÜRK MANEVÎ KIZINI NEDEN TUTUKLATTI?…
-“Sabah çok erken uçuş derslerine kalkacağım için erkenden odama çekilmiş, uyumuştum.
Kapım çalındı. Atatürk’ün beni sofraya çağırdığı bildirildi.
Atatürk: “Sabiha, resmi tayyareci elbiselerini giysin, tabancasını da yanına alarak gelsin!” buyurmuş.
Tabi derhal kalktım, elbiselerimi giydim, tabancamı da yanıma alarak sofraya indim.
Atatürk, beni yanına çağırdılar ve çok yavaşça, sofrada bulunanların duyamayacakları bir sesle şunları söylediler:
-Biraz sonra, buradan kalkarak Karpiç’e gideceğiz.
Orada bizim için hazırlanmış bir masaya oturacağız.
Bir ara karşı masalardan biri kalkıp, masamızın biraz ilerisinde oturan Fransız elçisine hitap eden bir söylev verecek.
Bu zat, diyecek ki:
“Türkler, Fransızlarla dosttur.
İki millet tarih boyunca bu dostluğu korumuştur.
Bugün Fransız devleti ile Hatay konusunda bir anlaşmazlığa düşmüş bulunuyoruz.
Ama şuna inanıyoruz ki, Fransa bizim hakkımızı kabul edecek ve bu anlayışla, zamanla bu sorunu halledecektir.”
Konuşan hatip yerine oturunca sen, masamızdan fırlayarak ortaya çıkacaksın ve diyeceksin ki:
“Şimdi, benim bulunduğum yerde, bir zat konuşma yaptı.
Hatay davamız hakkında, Fransız dostluğundan bahsetti ve davanın zamanla halledilmesini istedi.
Biz, Türk gençliği olarak, artık tahammülümüz kalmadı.
Davamızda haklı olduğumuza inandığımız için yavaştan almayı asla kabul edemeyiz.
Bizim sabrımız tükenmiştir.
Bu dava, politik bir anlayışla halledilemezse, bunu silah yoluyla da halletmesini biliriz!” diyeceksin,
“Bu son sözleri söyledikten sonra, tabancanı çekerek havaya ateş edeceksin.
Bu sırada, seni tutuklarlarsa karışmam.
Ama orada konuşacak hatibe bu şekilde cevap vermeni istiyorum.”
Atatürk’ün her sözü emirdi.
Ama bu asla körü körüne bir emir değildi.
Onun emir telakki ettiğimiz sözleri, asla şahsı için değil, milleti için olduğunda, emir telakki ettiğimiz sözlerini yerine getirmeye can atardık.
Bana verdiği emri yerine getireceğimden şüphe yoktu.
Bu emri aldıktan biraz sonra kalktık, doğru Karpiç lokantasına gittik.
Bizim için hazırlanan masanın ötesinde Fransız elçisinin masası vardı.
1-) Az bir zaman sonra, karşı masalardan birinde oturan eski generallerden Kazım Şevüktekin, sivil elbisesi ile ayağa kalktı, ortaya çıktı, Fransız elçisine iltifatkâr sözler söyleyerek konuşmaya başladı. Hatay davasının dostluk çerçevesi içinde acele etmeden çözümleyeceğine inandığını söyledi.
Şimdi benim kalkıp konuşmam gerekiyordu.
Son derece heyecanlıydım.
Birden Atatürk’ün yüzüne baktım.
Başını başka tarafa çevirmişti, bana bakmıyordu bile…
Vakit geçirmeye gelmezdi.
Yerimden fırlayarak ortaya çıktım ve Atatürk’ün verdikleri direktif üzere konuşmamı yaptım ve son sözlerimi:
– Biz gençler, daha fazla bekleyemeyiz, bizi ve haklı davamızı anlamayanlara karşı silah kullanmasını da biliriz, bundan sonra silahlarımız konuşacak!… diyerek tabancamı çektim ve tavana doğru bir yere üç defa ateş ettim.
Hiç şüphesiz salon karışmıştı.
Ben kendimi, bir an içinde sivil polislerin kollarında buldum.
Doğru karakola götürdüler ve sorguya çekmeye başladılar.
Tabii, bu hareketimi Atatürk’ün emir ve direktifi ile yaptığımı söylemiyordum…
Heyecana kapılarak yaptığımı söylüyordum.
2-) Sorgum devam ederken Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım, biraz sonra da General Kazım İnanç’ın genç eşini kısa aralarla getirdiler.
Sonradan öğrendim ki, benim konuşmamdan bir süre sonra Makbule Hanım da Karpiç’e gelmişler ve Atatürk’ün masasında oturmuşlar.
Atatürk, kız kardeşlerine benim yaptığımı anlatarak:
-Sen de onun gösterdiği cesareti göstere bilir misin? Diye sormuş.
Makbule Hanım:
-Verin bana bir tabanca!… demiş.
Hemen gizlice eline bir tabanca tutuşturmuşlar.
Piste fırlamış:
-Benden önce bir genç kız, ateşli kanı, imanı ve gençliğin verdiği heyecanla Hatay davasını bunca mücadelemize rağmen çözmeyenlere hitap ederek, bu haklı davamızı silahla da halledeceğimizi söylemiş.
Ben de orta yaşlı bir vatandaş olarak haykırıyorum ve benden önce konuşan arkadaşıma iştirak ediyorum.
Türk milleti olarak haklı davamızı böyle silahla çözümlemesini de biliriz!… diyerek tabancasını çekip ateş etmiş.
Tabi polisler onu da yakalayarak sorguya çekildiğim karakola getirmişler.
Üçüncü suçlu, Kazım İnanç’ın genç eşiydi.
Atatürk, biraz ilerideki masada oturan Kazım Paşa’ya:
-Paşa, demiş.
Bak eşin genç, onun da kanı kaynaması lazım, yoksa cesareti mi yok?…
Tabi o da yerinden fırlayarak aynı ana fikirle kısa bir konuşma yaptıktan sonra, tabancasını ateşlemiş.
Biz üç suçlu, 24 saat gözaltında kaldıktan sonra salıverildik.”
Sabiha Gökçen Anılarından
Sevgilerimle…
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

