ANNEM “ZÜBEYDE HANIM”
Büyük Atatürk, aydın bir Türk kadını olan annesi Zübeyde Hanım’ı, 14 ocak 1923 günü kaybetmişti.
O’nun vefatı, Ata’yı ziyadesiyle üzen hâdiselerden biri oldu.
Bakın Atatürk, annesini, kabrinin başında yakın silâh ve ülkü arkadaşlarına şöyle anlatmıştı;
“Zavallı validem, bütün millet için mefkure olan İzmir’in mukaddes topraklarına tevdi-i vücut etmiş bulunuyor…
Arkadaşlar, ölüm hilkatin en tabii bir kanunudur.
Fakat böyle olmakla beraber, bazan en hazin tecelliler arz eder.
Burada yatan validem, zulmün, cebrin, bütün milleti felâket uçurumuna götüren bir irade-i kayfiyenin kurbanı olmuştur.
Bunu izah etmek için, müsaade buyurursanız, hayat ıstırabının bariz birkaç noktasını arz edeyim.
Abdülhamit devrinde idi.
1905 tarihinde mektepten Erkân-ı Harb Yüzbaşısı olarak çıkmıştım.
Hayata, ilk hatveyi atıyordum.
Fakat bu hatve;
Hayata değil, zindana tesadüf etti…
Hakikaten, bir gün beni aldılar ve idare-i müstebidenin zindanlarına koydular.
Orada aylarca kaldım…
Validem, bundan ancak mahpustan çıktıktan sonra haberdar olabildi.
Ve derhal, beni görmeye şitab etti.
İstanbul’a geldi…
Fakat orada kendisi ile ancak üç beş gün görüşmek nasip oldu.
Çünkü tekrar idare-i müstebidenin hafiyeleri, casusları, cellâtları, ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.
Validem ağlayarak arkamdan takip ediyordu.
Beni menfama götürecek olan vapura bindirirlerken, benimle görüşmekten menedilen validem;
Gözyaşları ile Sirkeci Rıhtımında elemler ve kederler içinde terkedilmiş bulunuyordu.
Menfada geçirdiğim tehlikeler, O’nun hayatını ıstıraplar ve gözyaşları içinde geçirtmiştir.
Başka bir nokta daha;
Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğim vakit, validemi mustarip bir halde İstanbul’da terke mecbur olmuştum.
Yanımda, kendisinin terfik ettiği bir adamım vardı.
Bunu, Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman;
Validem bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu dakikada benim, hakkımda Halife ve Padişah tarafından verilmiş olan idam kararının infaz edildiğini zanneylemiş ve bu zan, kendisini felce duçar etmişti.
Ondan sonra, bütün mücadele seneleri, onun hayatını elem, ıstırap içinde geçirtmişti.
Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların daimî tazyiki ve işkencesi altında kalmıştı.
İkametgâhı bin türlü sebep ve vesilelerle basılır ve taharri edilir, kendisi iz’aç olunurdu.
Validem, üç buçuk senelik bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi.
Bu gözyaşları, O’na gözlerini kaybettirdi.
Nihayet pek yakın zamanda O’nu İstanbul’dan kurtarabildim.
O’na kavuşabildim ki o artık maddeten ölmüştü, yalnız manen yaşıyordu.
Validemin ziyamdan şüphesiz çok müteessirim.
Fakat bu teessürümü izale ve beni müteselli eden bir husus vardır ki o da anamız, vatanı mahv ve harabiye götüren idarenin artık bir daha avdet etmemek üzere mezarı âleme götürülmüş olduğunu görmektir.
Validem, bu toprağın altında, fakat hâkimiyeti milliye ilelebet payidar olsun.
Beni müteselli eden en büyük kuvvet budur.
Evet, hâkimiyeti milliye ilelebet devam edecektir.
Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna müteahhit olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim;
Validemin medfeni önünde ve Allah’ın huzurunda ahd ve peyman ediyorum.
Bu kadar kan dökerek ve milletin istihsal ve tesbit ettiği hâkimiyetin muhafaza ve müdafaası için icabederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmiyeceğim.
Hâkimiyeti milliye uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun…”
Kaynak: Nutuk
Cumhuriyetin kurucusu Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ı, vefatının 103. yılında;
Saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

BÜYÜK BAŞARILAR KIYMETLİ ANALARIN YETİŞTİRDİKLERİ
SEÇKİN EVLATLAR SAYESİNDE OLMUŞTUR
Mustafa Kemal ATATÜRK
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
