Bu korku ve kutuplaşma ikliminden ancak
büyük bedeller ödeyerek çıkarız, başka yolu yok.
Bugün bu yaşadıklarımızın tohumları 5-10-20 yılda atılmadı.
1950’de başladı bugün yaşadığımız olayların tohumları serpilmeye.
Ülkeyi Natoya teslim ettiler ve Nato adı altında ülkenin her tarafında amerikan üs’leri açıldı. Halbuki Gazi Paşa; Ne olursa olsun bağımsız kalmalı Türkiye, diye vasiyet etmişti.
Daha sonra “Yabancı Sermayeyi Teşvik” kanunu adı altında, Abd Büyükelçiliğinden ülkeye hem para sokuyorlardı, hem de iktidarda kalabilmek için bu parayı kendi menfaatleri uğruna kullanıyorlardı, unutmayın “Borç alan, bir gün yeri gelir emir alır.”
Öyle de oluyordu; Köy enstitüleri kapatılıyor, Şehirlere eşit yatırım gitmiyor, Türkiye’nin tarihi eserleri yıkılıyor, yağmalanıyor, Atatürk’ün kurduğu fabrikalar birer birer kapanıyor, ilim yuvası olan Halk evleri kapatılıp mallarına el konuluyor, eğitim sistemi değiştirilip vasıfsızlaştırılıyor, ülkenin kurucusu Atatürk’ün ordusu güçsüzleştiriliyordu.
Bilin bakalım, bu güç ve ihtiras odaklı iktidar başka ne yapıyordu? Niccolo Makkevelli’yi öyle iyi ezberlemişlerdi ki, iktidar da kalabilmek için her yolu mübah görüyorlardı, topluma din tüccarlığı yapıyorlardı ve o zaman için tek rakibi olan, Halk Partisine etik olmayan yollardan, darbe üzerine darbe vuruyorlardı. Chp’ne ait bütün mallara el koyup, hazineye devrediyorlardı.
(Hatta bilinen odur ki halk partililer o dönemki kurultayda, kendi sandalyelerini, evlerinden getirmişlerdir.)
Atatürk’ün miras bıraktığı ne varsa, birer birer yok ediyorlardı, ezanı tekrar arapça yapmasından tutunda,
Atatürk’ün en nefret ettiği şey olan Allah’la, kul arasına giren din tüccarlarının önünü açıyorlardı. (Çeşitli tarikatların, Kendini din hocası diye tanıtan, emperyalist işbirlikçilerin)
Sonrasında ordu tamda bu günlerin geleceğini bildiği için, yönetime el koyup darbe yaptı (1960).
Fakat ülkenin içine bir kere sızmışlardı, o hep bahsettiğimiz dış güçler, bunları artık silip atmak mümkün değildi.
(Bugün baktığımızda kafamızı çevirdiğimiz her yerdeler)
70’lere ve 80’lere geldiğimizde Sağ-Sol diye kutuplaştırıp, kardeşi kardeşe kırdırmışlardı ve bir darbe daha geldi, sonrasında ülke daha karanlık günlere gidiyordu, her gün faili meçhul cinayetler gerçekleşiyordu ve belirli kitlelere yapılıyordu bu cinayetler.
Toplumun azımsanamayacak ama azınlıkta olan belli bir takım kimselere, bilinçli bir şekilde, kimliği belirlenemeyen şahıslar tarafından saldırılara uğruyorlardı.
Ülke her geçen gün daha da kutuplaşıp karıştı. unutmayın “Birbirine düşman olan bir halk, toplumsal olaylara kitlesel tepki veremez”
Bugün toplumumuzda adalet, eğitim, liyakat ve kitle bilinci yoksa, bu bir günde olmadı, yada son 10 yılda, 20 yılda olmadı. Bu bilinçsizleştirme ve korku iklimi tam 74 yıldır 2-3 kuşaktır içimize işliyor.
Çünkü biliyorlar ki bu millet bir arada olduğu zaman yedi düvel gelse, savaşarak 1 karış toprağını alamazlar ve yıkamazlar.
Bu korku ve kutuplaşma ikliminden ancak büyük bedeller ödeyerek çıkarız, başka yolu yok.
Sinan Manduz – inş.müh.
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
ATATÜRK’ÜN ASKERLERİYİZ…