Özgür İnternet Gazetesi – Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

İYİ BİR YOL ARKADAŞI OL

0 6.038

İYİ BİR YOL ARKADAŞI OL

Geçen Salı, kasadaki sırada neredeyse birine yumruk atacaktım.

Şiddete meyilli olduğumdan değil; yetmiş dört yaşıma geldiğimde nihayet uyanmış olduğumdan.

Adım Frank…

Detroit’in dışında, rüzgârın pas ve anı taşıdığı bir kasabada yaşayan emekli bir oto tamircisiyim.

Yalnız yaşıyorum…

Evim, eski tozun ve uzun süredir konuşulmamış cümlelerin kokusunu taşır.

Eşim Ellen’ı altı yıl önce toprağa verdim.

Çocuklarım New York ve Atlanta’da;

Kariyerlerin peşinde, torunlar büyütüyorlar.

Onları,
çoğunlukla bir ekranın camından görüyorum.

Bir süredir şunu fark ettim;

Görünmez olmuştum.

Reyonu alışveriş arabasıyla kapatan, Sosyal Güvenlik maaşı yetmediği için bozuk para sayan “şu yaşlı adam”dan ibarettim artık.

Her cuma,
kasabanın kenarındaki büyük markete giderim.

Haftamın en parlak ânıdır bu, hayatımın sessizliğini anlatmaya yeter.

Mateo’yla orada tanıştım.

Dördüncü kasadaydı.

Yirmi iki yaşlarında, kaşında bir piercing;

Kolları, baştan aşağı dövmeli.

Mavi yeleğinin altında kaybolan mürekkepli kollar…

Benim kuşağımdan pek çok insana göre “belalı” görünüyordu.

İngilizcesi ağır bir aksan taşırdı.

— “Aradığınız her şeyi bulabildiniz mi, efendim?” derdi.

Çoğu müşteri başını telefondan kaldırmaz, kartını makineye uzatır geçerdi.

İnsanların ona bir eşya gibi davrandığını gördüm.

Şık paltolu bir kadının sabırsızca;

— “Daha hızlı olamaz mısın?” dediğini;

Bir adamın dişlerinin arasından;

–“Dili öğren ya da geldiğin yere dön,” diye fısıldadığını duydum.

Mateo hiç irkilmezdi…

Tarayıcıyı çalıştırır, gülümser;

–“Hayırlı günler,” derdi.

Üç hafta önce önümde genç bir anne vardı.

Yorgundu, gözlerinin altında uykusuzluğun mor halkaları, arabada ağlayan bir bebek.

Market markası bezler ve iki bidon süt alıyordu.

Kartını okuttuğunda makine tiz bir ses çıkardı.

Reddedildi…

Kadın kızardı;

–“Ben… sütü geri bırakayım,” dedi,  sesi titreyerek…

–“Pazartesi maaş alıyorum.”

Ben cüzdanıma uzanamadan Mateo harekete geçti.

Ne sahne yaptı, ne de duyurdu…

Cebinden buruşuk bir on dolarlık çıkardı, okuttu ve fişi kadına uzattı.

–“Ödendi, hanımefendi,” dedi alçak bir sesle.

–“Gidin, bebeği besleyin.”

Kadın şaşkınlıkla baktı, fısıltıyla teşekkür etti ve aceleyle uzaklaştı.

Ardından gelen müşteri, gecikmeden yakınmaya başladı.

Ama ben gördüm…

O gece koltuğumda oturup duvara baktım.

Asgari ücrete çalışan, hor görülen bu çocuk;

Kendi parasını yabancı birine veriyordu…

Ben ise yıllardır kendime acıyarak oturuyordum.

Ertesi cuma, bir peçeteye not yazdım.

Kasasına geldiğimde önüne bıraktım;

–“Onun için yaptığını gördüm. Sen iyi bir adamsın.”

Mateo okudu…

Başını kaldırdı…

İlk kez maskesi düştü; gözleri doldu.

— “Teşekkür ederim Bay Frank,” dedi.

Konuşmaya başladık.

İki işte çalıştığını, geceleri çevrim içi dersler aldığını öğrendim.

Paramedik, olmak istiyordu…

— “Hayat kurtarmak istiyorum,” dedi.

— “Ailem beni buraya getirmek için her şeyini feda etti. Bunu boşa harcayamam.”

Sonra geçen Salı geldi.

Market doluydu, sinirler gergindi…

Enflasyon herkesin omzuna çökmüştü.

Beyzbol şapkalı iri bir adam eşyalarını banda fırlatıyordu.

Mateo küçük bir hata yaptı; bir ürünü iptal etmesi gerekti.

Otuz saniye uzadı…

Adam patladı.

— “Gerizekâlı mısın?” diye bağırdı.

–“Burası Amerika!..
Kasayı kullanamayanları bile niye işe alıyorlar? Geldiğin yere dön!”

O an hava çekildi sanki. İnsanlar yere baktı.

Yan kasadaki görevli donup kaldı.

Mateo tarayıcıya bakıyordu; elleri titriyordu.

Kalbim, göğsümde çarpıyordu…

Hayatım boyunca susmayı seçmiş bir adamdım.

O gün sustum mu, kendimi kaybedecektim.

Öne çıktım…

Dizlerim sızlıyordu ama dik durdum.

— “Hey!” dedim.

Adam döndü;

— “Ne var?”

— “Bir vardiyada senden bir haftada çalıştığından fazla çalışıyor,” dedim.

— “Hayat kurtarmak için okuyor. Parasız kalan bir anneye yardım etti.

Sen bugün bağırmaktan başka ne yaptın?”

–“İşine bak, bunak,” dedi.

–“İnsanlık herkesin işidir,” dedim.

–“Madem sertsin, biraz da saygı gösterecek kadar sert ol.”

Sessizlik çöktü, sonra bir alkış duyuldu.

Ardından bir başkası;

— “Haklı,” dedi biri.

Adam poşetlerini kaptığı gibi çıktı.

Mateo’ya baktım, titremiyordu artık.

Dimdik duruyordu…

Bana başıyla selam verdi.

Yetmiş dört yaşında bir emekliyle yirmi iki yaşında bir göçmen arasında sessiz bir bağ kuruldu.

Arabaya giderken titriyordum.

Otoparkta ağladım.

Üzüntüden değil;

Yıllar sonra ilk kez diri hissettiğim için.

Dün Mateo fişimi uzattı.

Arka yüzüne şunu yazmıştı:

–“Babam çok uzakta. Bugün benim için bir baba gibiydiniz.”

Bunu paylaşıyorum çünkü öfkeli zamanlardayız.

Bize birbirimizden nefret etmemiz öğütleniyor.

Ama öğrendiğim gerçek şu;

Dünyayı onarmak, zorunda değilsin…

Ekonomiyi düzeltmek, zorunda değilsin…

Sadece bulunduğun odanın havasını değiştir.

Konuşan sen ol…

Yaka kartının ardındaki insanı gören sen ol.

Hepimiz birbirimizi eve kadar yolcu ediyoruz.

İyi bir yol arkadaşı ol.

 

 

BİR İNSANIN GERÇEK DEĞERİ

BAŞKALARINA KARŞI GÖSTERDİĞİ

SEVGİ VE SAYGI İLE ÖLÇÜLÜR

 

 

Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar

 

 

 

 

 

 


EGEDE YAŞAM  :::  Özgür İnternet Gazetesi

Halkın ve Sadece Haklının Yanında…

YAŞASIN CUMHURİYET…

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

 

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x