GERÇEĞİN İNANDIĞIN ANDA BAŞLAR
1970 ’te, hücre biyoloğu
Dr. Bruce H. Lipton, Wisconsin Üniversitesi genetik ve hücre zarları üzerine çalışmalar yürütüyordu.
O dönemde bilim dünyası;
“Genler kaderdir” anlayışına sıkı sıkıya inanıyordu.
Lipton bu fikri sorguladı ve laboratuvarında, bilimi sarsan bir deney yaptı.
Bu deney bilimin temel inançlarından birini yıktı.
Aynı genetik koda sahip canlı hücreleri üç farklı besi ortamına yerleştirdi.
Genetik yapı tamamen aynıydı, değişen tek şey, çevresel sinyallerdi.
Hücreler;
🔸Birinci ortamda, “kas” hücrelerine,
🔸İkinci ortamda, “kemik” hücrelerine,
🔸Üçüncü ortamda, “yağ” hücrelerine dönüştü.
Bu deneyin ilk basit ama devrimsel sonucu;
Genlerin değil, çevresel sinyallerin hücrelerin davranışını belirlediğini gösterdi.
Lipton bu bulguyu; “epigenetik kontrol” olarak adlandırdı.
Yani genlerin;
Kaderimizi yazmadığını, çevresel mesajların ve genlerin tıpkı bir bilince sahipmiş gibi algılama şekilleri; genleri açıp kapatabildiğini kanıtlamış oldu.
Genetik yapı tamamen aynıydı, değişen tek şey, çevresel sinyaller ve genlerin algılama (İnanç) biçimiydi.
Lipton bu gözlemi; “epigenetik devrim” olarak tanımladı;
“Genleri yöneten şey DNA değil, çevre ve algılamadır yani inançlar…”
Yıllar sonra, Stanford Üniversitesi’nde çalışmayı derinleştirirken, çevrenin sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal olduğunu keşfetti.
İnsan beyni, her düşünceyle hücreler için kimyasal bir çevre yaratıyordu.
🔹Korku,
🔹Stres,
🔹Kaygı hormonları,
Hücrelere “tehlike var” sinyali gönderirken;
🌈 Sevgi,
🌈 Güven,
🌈 Huzur duyguları,
“büyü, yenilen, güven” mesajı taşıyordu.
Şaşırtıcı Sonuç;
Hücreler, genetik koddan çok daha güçlü bir otoriteye sahipti;
İNANÇ…
Çünkü insanın inandığı şey, beynin kimyasını, dolayısıyla bedenin biyolojisini şekillendiriyordu.
Zihin düşündüğünde, beden yanıt veriyordu.
Ve böylece bilim, ilk kez ruh ile biyolojinin aynı dili konuştuğunu gördü.
Yani, zihin neye inanıyorsa, beden onu yaşıyordu.
Düşünce, bir frekans…
İnanç, bir kimya…
Duygu ise, biyolojik bir komut haline geliyordu…

ÖNEMLİ SONUÇ
İnsan yalnızca bedenle yaşamakla kalmıyor, inançlarıyla adeta bedeni ve çok daha derinlerinde genleri üzerinde değişiklik yapabiliyor.
Çünkü her düşünce, hücrelerine ulaşan bir biyolojik emir gibidir.
Sen zihninde, hangi gerçeğe inandıysan, bedenin onu yaratmak için çalışır.
İşte bu yüzden…
▪️Zihin bilincinle,
▪️Beden biyolojinle,
▪️Enerji ise inancınla, aynı hikâyeyi yazar…
Gerçeğin, düşündüğün anda değil, inandığın anda başlar…
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

