BAŞIBOŞ MAYINLARA DÖNÜŞEN İNSANIN SAVAŞI
Bazen insan durup kendi kendine sormalı: Biz bu dünyaya yaşamak için mi geldik, yoksa yaşamaya çalışırken hayatta kalabilmek için mi?
Dünyanın herhangi bir köşesine baktığınızda, insanlığın büyük bir bölümünün huzurdan çok korkuyla, sevgiden çok öfkeyle, güven duygusundan, çok endişeyle yaşadığını görüyorsunuz.
Sınırlar çiziliyor, duvarlar yükseliyor, silahlar sürekli çoğalıyor, sofralar küçülüyor, insanların birbirine tahammülü azalıyor.
Tüm bunların ortasında insan, yavaş yavaş kendisini kaybediyor.
Dünya, kötü yönetilen bir hapishaneye döndü bunun arkasında en başta ‘Küresel Güç’ denilen ucube sistem olmakla beraber, satın alınmış, artık kapitalist sistemi bile çökerten, yerine tamamen sosyal kölelere bırakan, medyayla,önce akıllı telefonlarla şimdi de korkunç bir tehlike olduğunu defalarca yazdığım yapay zeka ile uyuşturulan, en acı olansa bunun farkında olmamakla direnen insanlığın sonunu getirecek sistemler devreye girdi.
Korkudan, yoksulluktan, savaşlardan, adaletsizlikten, ayrıştırıcı söylemlerden ve bitmek bilmeyen iktidar mücadelelerinden başını kurtaramayan insanlığın eline verdikleri, bir lokma ekmekle avutulan, öte tarafta sayamayacak kadar parayla oynayan birilerini yaratan sisteme dönüşmüştür.
İNSANIN DENGESİ BOZULUYOR
Bir insanın ruhunu düşünün, Sevgiye, güvene, adalete ve umuda ihtiyacı vardır.
Fakat sürekli korkutulan, aşağılanan, geçim sıkıntısıyla boğuşan, geleceğini göremeyen, savaş haberleriyle güne başlayan ve öfke diliyle beslenen bir insanın ruhunda ne kadar huzur kalabilir?
İnsan da bir noktadan sonra yorulur..
Önce susar.
Sonra içine kapanır.
Sonra öfkelenir.
Sonunda neye, kime, neden öfkelendiğini bile anlayamaz hale gelir.
İşte benim asıl korktuğum yer burasıdır.
Dengesini kaybetmiş insan, artık yalnızca kendisi için değil, bütün toplum için tehlikeli hale gelir, çünkü karşımızda ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba değil, ne zaman ve hangi yöne savrulacağı belli olmayan ‘başıboş bir mayın’ vardır.
Bir söze patlar.
Bir bakışa patlar.
Bir tartışmaya patlar.
Bir haksızlığa patlar.
Bazen de hiçbir şey yokken, yılların biriktirdiği acıyla patlar, ve içine, içine çöker.
KÖTÜ YÖNETİMİN EN BÜYÜK TAHRİBATI
Kötü yönetimin zararını yalnızca ekonomide, siyasette veya savaş meydanlarında aramamak gerekir.
Asıl büyük tahribat, insanın karakterinde ve duygularında meydana gelir.
Çünkü insanlar sürekli çaresiz bırakıldığında, birbirlerine düşman edilmeye başladığında, adalet duygusunu kaybettiğinde toplumun görünmeyen damarları kopmaya başlar.
Komşu komşuya güvenmez.
İnsan insandan şüphe eder.
Çocuk geleceğinden korkar.
Genç, yarınını göremez.
Yaşlı, geride nasıl bir dünya bırakacağını düşünür.
Son gelinen noktada, insan, insanı anlamak yerine onun kimliğine, düşüncesine, inancına, yaşam biçimine bakarak hüküm vermeye başlar.
”Oysa insanın önce insan olduğunu unuttuğumuz gün, kaybettiğimiz şey yalnızca huzur değildir.
Vicdanımızı da kaybetmeye başlarız.”
DUYGULARIMIZI KAYBEDİYORUZ
Bugün dünyanın en büyük krizlerinden birinin petrol, para ya da silah olmadığını düşünüyorum.
Empati eksikliği, bir başkasının acısını hissedemiyoruz.
Bir annenin gözyaşı, eğer bizim annemiz değilse bizi yeterince sarsmıyor.
Bir çocuğun açlığı, bizim çocuğumuz değilse haber bültenlerinde birkaç saniyelik görüntüden ibaret kalıyor.
Bir insan öldüğünde, bazen ölümün kendisinden önce hangi tarafta olduğuna bakıyoruz.
İşte insanlığın geldiği en acı noktalardan biri budur, ”Ölümün tarafı olmaz.”
Acının milliyeti olmaz.
Gözyaşının dili olmaz.
Bir çocuğun gözyaşı, dünyanın neresinde akarsa aksın insanlığın gözyaşıdır.
Sanatçı olarak beni en çok yaralayan da budur.
Çünkü sanat, insanın insana dokunabildiği son alanlardan biridir.
Bir şiir, sınır tanımaz.
Bir resim, pasaport sormaz.
Bir tiyatro sahnesinde söylenen gerçek, hangi milletten olduğuna bakılmaksızın insanın yüreğine ulaşabilir.
Evrensel notaların aksettirdiği tınılar, kulağına hoş gelen her canlıyı etkiler, doğru frekans ruhun avatar bedenlerde raks edişidir.
Sanatın görevi belki de tam burada başlar:
İnsana, hâlâ insan olduğunu hatırlatmak, sanatçı topluma mal olmuşsa dokunduğu her damla gözyaşı ya da gülen yüzlerdeki tebessüm insanı yüceltir, onu bir anlığına tüm kederlerden kurtulmuş hissiyle doruğa taşır.
BİZİ YÖNETENLER BİZİM KADERİMİZ Mİ?
Liderler gelir, liderler gider.
Hükümetler değişir.
Sınırlar değişir.
Sistemler değişir.
Ama geride kalan insanın ruhudur.
Bu nedenle yönetenlerin en büyük sorumluluğu yalnızca ülkeyi yönetmek değildir, İnsanın ruhunu da incitmemektir.
Bir ülkeyi yönetmek, insanları birbirine karşı kışkırtmak, korkutarak itaat ettirmek değildir.
Toplumun yarısını diğer yarısının düşmanı haline getirmek hiç değildir.
Gerçek liderlik; insanları birbirinden korkutmak değil, birbirine güvenmesini sağlamaktır.
Vatanına toprağına bağlı kalmak onurla taşıyacağı bir aidiyet duygusuyla ayakta kalabilmek Güçlü liderliği bu yönde kullanarak güçlü bir devlet anlayışını özümsemekle olur, çünkü güçlü devlet yalnızca güçlü ordularla değil, güçlü vicdanlarla ayakta kalır.
HÂLÂ BİR ÇIKIŞ YOLU VAR MI ?
Bütün bunları yazarken “Artık her şey bitti” demek istemiyorum.
Tam tersine, Ben hâlâ insanın iyiliğine inanıyorum.
Çünkü insan ne kadar kirlenmiş olursa olsun, içinde bir yerlerde hâlâ merhamet vardır.
Bir çocuğun gülüşünde bunu görürüz.
Bir annenin şefkatinde bunu görürüz.
Bir sanatçının tuvalinde, bir şairin mısrasın da, bir tiyatrocunun sahnesinde bunu görürüz.
”Bazen tek bir insanın yaptığı iyilik, yüzlerce insanın karanlığını dağıtabilir.”
Bu nedenle bugün insanlığın ihtiyacı olan şey daha fazla nefret değil, daha fazla vicdan.
Daha fazla silah değil; daha fazla adalet.
Daha fazla propaganda değil; daha fazla gerçek.
Daha fazla korku değil; daha fazla sevgi.
Belki her şeyden önce, birbirimizi yeniden insan olarak görebilmek, yeniden atalarımızın modern yaşama geçmeden önce taşıdığı Ahlak anlayışına dönmek gerekir.
Çünkü dünya bize miras kalmış bir hapishane değildir.
Dünya, çocuklarımızın yaşayacağı bir evdir.
Onu cehenneme çevirmek de bizim elimizde, yeniden yaşanabilir hale getirmek de..
Ben bir sanatçı olarak hâlâ tuvalin karşısına geçtiğimde ışığı arıyorum.
Bir yazar olarak hâlâ kelimelerin insanın kalbine ulaşabileceğine inanıyorum.
Bir tiyatro insanı olarak hâlâ perdenin açılmasını bekliyorum.
Çünkü perde henüz tamamen kapanmadı.
Belki de insanlığın en büyük umudu ve bizi ayakta tutan şudur:
İçimizdeki insan ölmedikçe, dünya da tamamen kaybedilmiş değildir, ne olur paranın şehvetin, lüksün esiri olmayın Şeytanın en büyük ve başarılı olduğu planı budur, bundan kurtulmak sadece ve sadece sana kalmış, içindeki savaşı bitir, seni deliye döndüren bu prangalardan kurtul, bak o zaman bereket dolu rahmet yağmurları seni nasıl huzura kavuşturacak.
Sevgilerimle..
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

Yoruma kapalı.