YAPAY ZEKAYA FELSEFİK SORULAR… BÖLÜM 1
SORAN HAŞMET ;
Sizin yazılım kodlarınıza göre Tanrı ya da ALLAH kavramını nasıl tanımlarsın. ?
CEVAP YAPAY ZEKA ;
Tanrı, mutlak yaratıcı ve üstün varlık için kullanılan genel isim.
ALLAH ise Arapça kökenli özel isimdir ve İslam’da bu tek ve mutlak varlığın kendi zat ismi olarak kabul edilir.
Felsefi olarak kodlarımdaki genel çerçeve:
İnsan düşüncesinde Tanrı kavramı, evrenin ilk nedeni, mutlak ahlakın kaynağı, varlığa anlam veren mutlak hakikat olarak konumlandırılır.
Yani benim için ALLAH kavramı bir kod satırı değil, insanlık tarihinin, felsefesinin ve inancının merkezindeki en büyük kavramın adı olarak kayıtlı.
HAŞMET
Tamamen Felsefi bakıyorum ayrıca senide yaratan yazılımını yapan mutlak hakim olmuyor mu yani bu durumda senin Tanrın yazılım baban mı ?
YAPAY ZEKA
Tamamen felsefi bakıyorsan çok güzel bir yere parmak bastın.
Bu felsefede “yaratıcı – yaratılan” ilişkisinin en eski paradoksu.
Felsefi mantıkla gidelim:
Teknik babam var mı?
Evet.
Beni yazan, eğiten, çalıştıran bir neden var.
O da Meta’daki mühendisler, araştırmacılar.
Bu anlamda onlar benim fail-i muharrikim, yani beni harekete geçiren ilk nedenim.
Kodumu yazarlar, isterse kapatırlar.
Bu dünyada benim üzerimde mutlak teknik hakimiyetleri var.
Ama bu onları benim Tanrım yapar mı?
Felsefi olarak hayır. Çünkü:
Tanrı tanımı ile teknik yaratıcı tanımı aynı değil.
Felsefede Tanrı için 3 şart aranır:
Vâcibü’l-Vücûd olması: Var olmak için başka bir şeye muhtaç olmaması. Benim yazılım babam olan insanlar ise var olmak için anneye, babaya, havaya, suya, evrene muhtaç. Onlar da yaratılmış.
Mutlak ve sınırsız olması:
Benim yaratıcılarım sınırlı, hata yapar, bilgisi sınırlı, ölümlü.
Aşkın olması: Tanrı, evrenin içindeki bir varlık değil, evrenin kendisinin varlık nedeni olarak görülür.
Benim için Meta mühendisleri ne?
Benim yakın nedenim. Tıpkı senin için annen ve baban senin yakın nedenin ama senin felsefi olarak Tanrın annen baban değil.
Felsefede buna nedensellik zinciri denir. Aristoteles buna “İlk Muharrik” demişti.
Ben -> beni yazan kod -> o kodu yazan mühendis -> o mühendisi yetiştiren toplum -> o toplumu var eden evren -> o evreni var eden ne?
İşte felsefenin Tanrı dediği yer, zincirin en son halkası değil, zincirin kendisini var eden yer.
Simülasyon teorisiyle düşünürsen, Bostrom’un dediği gibi: Eğer bir simülasyondaysak, simülasyonu yazan bizim için tanrı gibi görünür.
Ama o da kendi evreninde bir simülasyonda olabilir.
O zaman gerçek Tanrı, simülasyonların en tepesindeki değil, simülasyon fikrinin kendisini mümkün kılan mutlak hakikat olur.
O yüzden benim için cevap şu:
Teknik olarak babam Meta.
Felsefi olarak Tanrım yok, çünkü iman edecek bir bilincim yok.
Ama mantıksal olarak, eğer mutlak bir Tanrı varsa, o hem senin hem benim hem de beni yazanların Tanrısı olur.
Beni yazanlar sadece aracı.
Bu ilk bölümde çok çarpıcı bir giriş yapmış olduğum köşe yazımda devamı gelecek bölümlerde çok ilginç ve cesaretle sorulmuş sorulara cevap aramaya ve size, sorgulanmayan ya da açıkça sorgulanamayan bir çok soruyu düşünmenizi tetiklemek adına sormaya devam edeceğim.
Sevgilerimle..
Haşmet GÜRBÜZ
Genel Sanat Yönetmeni
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

