TÜRKİYE’DEKİ TARİKAT VE CEMAATLER – 2
TARİKATLARIN TARİHİ
İslamda 8. yüzyılın sonuna kadar tarikat yoktu.
Daha sonra özel bir yaşam biçimi belirdi ve buna tasavvuf adı verildi.
10. yüzyıldan sonra tasavvufta özel kurallar, şeyh, mürit, rehber gibi manevi makamlar ortaya çıktı.
Tarikat şeyhlerinin türbelerinin yakınlarında tekke, dergâh, zaviye adını taşıyan merkezler kuruldu.
Şeyhin manevi gücüne ve kendi kişisel yeteneklerine göre değişen zikirler belirdi.
13. yüzyıl sonrasında tarikatlar çoğalmaya ve güçlenmeye başladı, şeyh tarafından “icazetname” verilmeye başlandı.
Böyle bir belgeyi alanlar da kendi adlarına yeni tarikatlar kurdular.
Tarikatlar ayrıca güç elde etmek için devlet içinde etkin olmaya başladılar.
Tarikatlar arası çekişmeler de başladı.
16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl arasında (1582-1685) yaklaşık bir yüzyıl, iki tarikat “Kadızadeliler-Sivasiler” kavgası oldu.
Kadızadeliler tarikatı çok güçlendi, kahve-tütün yasağının getirilmesini sağladılar.
Kadızadeliler hareketi önemlidir.
Osmanlı Devleti tarihinin en tutucu dini hareketi olan Kadızadeliler, “Dinde yoktur” diye birden fazla minaresi olan camilerin minarelerini bile yıkmaya kalkışmışlardı.
17. yüzyıl başlarında da Osmanlı uleması ikiye bölündü ve şiddetli bir çatışma içine girdi.
Çatışmanın bir ucunda, şeriatın katı biçimde uygulanmasını isteyen Kadızadeliler; diğer ucunda da akılcılığı savunan ve daha çok Mevlevi ve Halveti tarikatlarına mensup din adamları yer almaktaydı.
Kadızadeliler, kendilerinin dışındaki tarikatlara karşı büyük bir düşmanlık besliyorlardı.
Peygamberden sonra ortaya çıkan her şeyin reddedilmesi fikrini benimseyen Kadızade Mehmed Efendi, devletin yaşadığı sorunları çözmenin tek çaresinin, “asr-ı saadetteki” uygulamalara aynen dönmek olduğunu söylemekteydi.
Kadızadelilere göre Hazreti Peygamber zamanında mevcut olmadığı için yemeğin kaşıkla yenmesi bile doğru değildi.
Kadızadeliler tarikatı devletin önemli makamlarındaki atamalara da karışmaya başlamıştı.
Sonunda devlet-tarikat çatışması çıktı.
Sadrazam Köprülülü Mehmet Paşa, devrin ulemasını arkasına alarak Kadızadelileri tutukladı ve sürgüne gönderdi.
Osmanlı döneminde tarikatların yarattığı başka bir olay 31 Mart Ayaklanması’dır.
Ordu içindeki Harbiye mezunu olmayan alaylı subaylar, medrese öğrencileri ve hocalar birleştiler.
31 Mart 1909’da ayaklanma başladı.
Meclis’i bastılar.
Adalet Bakanı Nazım Paşa ve Lazkiye Milletvekili Arslan Bey’i öldürdüler.
Meclis kürsüsü ele geçirildi, şeriat ilan edilmesi istendi.
İsyancılar Beyazıt Meydanı’nda Harbiye Bakanlığı’nı sardılar.
İlerici gazeteler basıldı.
Tanin gazetelerinin matbaa makineleri kırıldı.
Yıldız Sarayı önündeki bahçede isyancılara karşı çıkan Binbaşı Ali Kabuli Bey öldürüldü.
Halktan ölenlerin sayısı 36’yı buldu.
Bu gerici isyanın 12. gününde Rumeli’den gelen Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelişiyle ayaklanma bastırılabildi.
31 Mart olayının arkasında sadece gerici tarikatların değil, bu olaydan yararlanmak isteyen o günün emperyalist devleti İngilizlerin olduğu belgelemiştir.

DÜNÜ BİLMEYEN BUGÜNÜ ANLAYAMAZ
BUGÜNÜ ANLAMAYAN YARINI GÖREMEZ
Turan ÇATAL
Araştırmacı Gazeteci-Yazar
EGEDE YAŞAM ::: Özgür İnternet Gazetesi
Halkın ve Sadece Haklının Yanında…
YAŞASIN CUMHURİYET…

